Didim Özgürses

Bookmarks

Yaklaşık bir yıldır hayatımızda olan pandemi maddi ve manevi herkesin hayatını etkiledi. Sağlığın korunması düşüncesiyle alınan tedbirler ekonomik sorunlarla birlikte yoksulluk ve işsizliği de beraberinde getirdi. Psikiyatri Uzmanı Doktor Özden Polatöz, 2019 yılına kıyasla artan antidepresan kullanımına dikkat çekerek, “2019 yılında yıllık 49,8 milyon kutu olan antidepresan ilaç tüketimi 54,6 milyon kutu oldu” dedi.

Ruhsal hastalıkların görülme sıklığında artış meydana geldiğini vurgulayan Dr. Polatöz, şöyle konuştu:

“Türkiye’de yıllardır uygulanan neoliberal politikaların sonucu halkın gelir düzeyi düşmüş ve işsiz sayısı arttı. Ekonomik kriz ve pandemi son bir yılda yeni tanı konan psikiyatrik hasta sayısı yükseldi. Son bir yılda psikiyatrist bölümüne başvuru yapan hastaların çoğunluğunu 65 yaş ve üzeri yurttaşlar oluşturuyor, çoğunluğu ise kadın.

En çok anksiyete, major depresyon, travma sonrası stres bozukluğu, uyum bozukluğu görülüyor. Pandemi tedbirleri, insanları toplumsal hayattan koparıp eve kapanma, üretememe ve bireyselleştirmeye itti. Aile ziyaretleri, seyahat kısıtlamaları, alışılan eğlence yöntemleri gibi alışkanlıkların terk edilmeye zorlanması, hastalık bulaşma korkusu, yakın akraba kaybı sorunları artırdı.”

Türkiye’de yanlış tarım politikaları nedeniyle son 18 yılda üretim yapılan tarım arazileri 3.5 milyon hektar azaldı. Durum böyleyken iktidar, Afrika ülkeleri Nijer ve Sudan’da 1.78 milyon hektarlık tarım arazisi kiraladı. Tarım artık küçük çiftçiler yerine gıda devlerinin elinde.

Dünya tarımı, kapitalist tekellere emanet edilirken, küçük çiftçilik tasfiye ediliyor. Et, süt, buğday, şeker pancarı, mısır gibi en temel gıda mallarının yanında pamuk gibi en temel sınai ürünlerin üretimi artık küresel ölçekli devlerin elinde. Sadece merkez kapitalist ülkelerde değil, artık Türkiye gibi çevre ülkelerde de köyden kente göç sürecinin sonuna yaklaşılırken Dünya nüfusunu beslemek giderek daha büyük bir soruna dönüşüyor. Bir yandan kente göçe zorlanan küçük çiftçiler kentte ucuz işgücü arzını oluşturuyor, bir yandan da küçük çiftçilerin bıraktığı topraklar büyük ölçekli tarım şirketleri tarafından kapatılıyor. Kentlere hapsedilmiş milyonlar ise önlerine gelen besinlere yabancılaşmış durumda.

GIDA DEVLERİ DEVREDE

Bu sürecin sonunda tasfiye edilen küçük tarım arazileri yerine geleneksel çiftçilikle ilgisi olmayan küresel gıda şirketleri büyük arazilerin peşine düşüyor. Bu arazilerin toplandığı en önemli kıta ise Afrika… Dünyada sadece son birkaç yılda 50 milyon hektarın üzerinde tarım arazisinin yabancı firmalara, ülkelere kiralandığı tahmin ediliyor. Bu büyüklük 780 bin kilometrekarelik Türkiye’nin yüzölçümünün yüzde 64’üne karşılık geliyor. Bu toprakların da yüzde 70’i Afrika’da. Sudan, Mozambik, Kongo, Kenya, Etiyopya gibi ülkeler topraklarını ucuza elden çıkaran ülkelerin başında geliyor. Bu ülkeler ya tarım arazilerini satıyor ya da 100 yıla varan sözleşmelerle kiralıyor.

Afrika, bu ülkeler ve küresel şirketler için biçilmiş kaftan. Zira dünyadaki tarım arazilerinin yüzde 20’ye yakını bu kıtada bulunuyor. Arazileri işleme maliyetleri geniş düzlüklere yayıldığı için ucuz. Afrika’daki mevcut tarım alanlarının olası verimlilik ömrünün Avrupa ve dünyadaki diğer tarım alanlarına nispeten iki veya üç kat daha fazla olduğu dile getiriliyor. Kıtadaki işgücünün yüzde 65’i tarım işkolunda istihdam edilirken, Afrika’nın gelirinin yüzde 30’undan fazlası da tarımdan sağlanıyor.

Tablo buyken, tarım arazisi sorunu yaşamayan, hatta mevcut tarım arazilerini kullanmayan Türkiye, tarımdaki küçük çiftçi düşmanı politikalar nedeniyle Afrika’dan toprak kiralamaya başlamış durumda. Daha önce Sudan’da 99 yıllığına kiralanan İstanbul’un yüzölçümünün 1,5 katına karşılık gelen 780 bin 500 hektar tarım arazisinin yanında 2020’de de 1 milyon hektarlık tarım arazisi Nijer’de kiralandı. Bu haliyle Türkiye, ne tarım arazisi sorunu yaşanan Körfez ülkelerine ne de nüfusunu besleme sorunu yaşayan Çin, Hindistan gibi milyarlarca insanın yaşadığı ülkelere benziyor. Küresel tarım tekellerine de sahip olmayan Türkiye, tüm bunlara rağmen gıda ihtiyacını Afrika’dan karşılama stratejisi izliyor.

18 YILIN BİLANÇOSU

Türkiye’deki tarım arazileri büyüklüğü ve çiftçi sayısı AKP’nin çelişkili tarım politikasını teşhir ediyor. TÜİK verilerine göre 2002’de 41,1 milyon hektar olan ülkedeki toplam tarım arazisi büyüklüğü, 18 yılın sonunda 37,7 milyon hektara geriledi. Bu süreçte üretim yapılamayan toprak büyüklüğü yaklaşık 3,5 milyon hektar. Bu büyüklük neredeyse Konya’nın yüzölçümüne eşdeğer. Kaldı ki, üzerinde üretim yapmaktan vazgeçilen tarım arazileri Sudan ve Nijer’de kiralanan tarım arazilerinin 2 katı.

Yine TÜİK verilerine göre 2002 yılında tarımda istihdam edilen kişi sayısı 8 milyon 709 bindi. Bu sayı 2020 yılı eylül ayı itibariyle yüzde 41’lik azalmayla 5 milyon 132 bine düşmüş durumda. Üstelik aynı süreçte ülke nüfusu yaklaşık 20 milyon arttı.

KÖYLÜLER KENTE SÜRÜLDÜ

2000 yılında yapılan genel nüfus sayımında köylerde 23 milyon 797 bin kişi yaşıyordu. Bu sayı 2012’de 17 milyon 178 bine geriledi. Başka bir ifadeyle sadece 12 yıl içinde en az 6 milyon kişi yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan kente sürüldü. 2012’de çıkarılan yasayla köyler mahalle oldu. 2013’te köy nüfusu böylece 6 milyon 633 bine geriledi. 2019’da ise bu sayı 6 milyon 3 bin. Yani son 7 yılda da köylerin yüzde 10’u boşaltıldı. Köylerdeki nüfus ise giderek yaşlanıyor. Nüfus projeksiyonlarına göre yakın zaman içinde tarımdaki istihdam 4 milyonun altına inerken, ülke nüfusu 100 milyona yükselecek. Buna karşılık hükümetin küçük çiftçiliği kurtaracak bir vizyonu bulunmuyor.

ÇARE 3 BİN 500 KM UZAKTA DEĞİL

Afrika’dan kiralanan topraklara ilişkin değerlendirmede bulunan CHP Bursa Milletvekili ve Genel Başkan Tarım Politikaları Başdanışmanı Orhan Sarıbal, çarenin 3 bin 500 km uzakta olmadığını, ülkede Trakya’daki tarım arazilerinin 3 katı büyüklüğünde arazinin AKP döneminde ekilmediğini söyledi. Sarıbal:

“Dünya nüfusunun artması, küresel ısınma, iklim değişikliği ve gıda ihtiyacının artması sonucu emperyalist ülkeler, stratejik bir sektör olan tarımsal üretim konusunda, dünya gıda tekeli şirketleri aracılığıyla Afrika’da arazi kiralıyor veya satın alıyorlar.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) açıkladığı Gıda Fiyat Endeksi verilerine göre dünyada gıda fiyatları 7 aydır üst üste yükselmekte.

Ülke içerisinde hububat, baklagil, yağlı tohumlar ve endüstri bitkilerinde yeterli üretimi sağlamayan AKP, arz açığı olan ürünleri ithalatla karşılamakta. Üretim politikasızlığının sonucu ülke içerisinde 650 bin üreticinin tarımı bırakması sonucu 35 milyon dönüm arazi üretimden çıktı. Bu da Trakya’daki tarım alanlarının 3 katından fazla tarım alanı ekilmiyor demek.

Yeni çıkış yolları arayan AKP bugün 3 bin 500 km uzakta olan Nijer’den 10 milyon dönüm arazi kiralayarak tarımsal üretimi artırma peşinde.

Nijer’de ilk etapta yem bitkisi üretimi planlanarak ülke içerisinde yem fiyatlarının düşürülmesi hedeflense de bu konuda yapılmış fizibilite raporu ortada yok. Bölgede iş yapan iş insanlarımız yatırım yapılsa dahi nakliye bedelleri nedeniyle maliyetli bir üretim olacağından çok rantabl bir üretim modeli olmayacağını söylemekte.

Biz öncelikle yurt içinde tarımsal üretimin ‘sürdürülebilir’ limitleri tamamen kullanıldığında ve ülke insanın ihtiyacının karşılanamayacak hale gelmesi durumunda, diğer ülkeleri sömürge anlayışı olmadan, ortak bir sinerji yaratılarak tarımsal üretim yapılmasından yanayız”.

Güney Ege Kalkınma Ajansı’nın 137’nci Yönetim Kurulu Toplantısı 10 Mart 2021 tarihinde Aydın’da gerçekleştirildi.

Aydın Valisi ve GEKA Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Aksoy’un başkanlığında gerçekleştirilen toplantıya; Muğla Valisi Orhan Tavlı, Denizli Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Zolan, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Osman Gürün, Aydın Sanayi Odası Başkanı Mehmet Yunus Şahin, Muğla Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mustafa Ercan ve GEKA Genel Sekreteri Özgür Akdoğan katıldı.

Vali Aksoy toplantıya, Ajansın bölgedeki temel sosyal sorunların çözümüne katkı sağlamak amacıyla Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının koordinasyonunda yürüttüğü 2021 yılı Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı’na (SOGEP) değinerek başladı. Programın son başvuru tarihinin 15 Mart 2021 Pazartesi günü olduğunu açıklayan Aksoy,  Aydın, Denizli ve Muğla’daki uygun başvuru sahiplerinin bu tarihe kadar ön başvurularını GEKA’nın web adresinden yapabileceğini ve programla ilgili detaylı bilgi alabileceğini söyledi.

Toplantıda Ajansın çalışma birimlerinin 2020 yılı Birim Faaliyet raporlarını gözden geçireceklerini söyleyen Aksoy, GEKA’nın 2020 yılında hayata geçirdiği tüm çalışmalarını “Eko-turizmde Yeni Destinasyonlar”, “Üretici Örgütlerinin Güçlendirilmesi” ve “İmalat Sanayiinde Kurumsallaşma ile Dijital Dönüşüm” sonuç odaklı programları doğrultusunda uyguladığını belirtti. Vali Hüseyin Aksoy, turizm faaliyetlerinin iç kesimlerde yaygınlaştırılması ve hedef ilçelerde turizm gelirlerinin artırılması amacıyla yürütülen “Eko-Turizmde Yeni Destinasyonlar” programı kapsamında belirlenen 9 ilçede 2020 yılı içerisinde destinasyon tanıtım ve hazırlık toplantıları gerçekleştirdiklerini sözlerine ekledi. Bu çalışma kapsamında Buldan ve Karacasu ilçelerinde Eko-turizm çalıştaylarını hayata geçirirken Karacasu, Buldan ve Çameli ilçelerinin eko-turizm eylem planlarını tamamladıklarını, Ajansın diğer 6 ilçe için çalışmalarına devam edeceğinin belirtti.

Vali Aksoy, Aydın, Denizli ve Muğla illerinde öne çıkan sektörlerde dijitalleşme ve kurumsallaşma alanındaki mevcut durumun detaylı bir şekilde belirlenmesi ve analiz edilmesi amacıyla “Öne Çıkan Sektörlerde Dijitalleşme Mevcut Durum Analizi”ni tamamladıklarını söyledi. Araştırma ile elde edilecek bilgilerin GEKA’nın önümüzdeki dönemde dijitalleşme ve kurumsallaşma alanındaki faaliyetlerine ve desteklerine ışık tutacağının altını çizdi.

Proje destek programlarının tasarlanmasının yanı sıra uygulama ve izleme çalışmalarını da titizlikle yürüttüklerini söyleyen Aydın Valisi, Ajansın 2020 yılında; Teknik Destek, Fizibilite Desteği, Yönetim Danışmanlığı, COVID-19 ile Mücadele ve Dayanıklılık ile Sosyal Gelişmeyi Destekleme (SOGEP) programlarını ilan ederek uyguladığını ifade etti.

 

 

 

2020 yılında GEKA’nın yürüttüğü Proje Teklif Çağrısı’na değinen Vali Aksoy; “Çağrı kapsamında Alternatif Turizm Altyapısı, Alternatif Turizm ve Kooperatif ve Birliklerin Rekabet Gücünün Geliştirilmesi programlarını ilan ettik. Programlar kapsamında pandemi dönemi olmasına rağmen Bölgemizden 192 proje başvurusu yapıldı. Projelerin değerlendirme süreci tamamlanmış olup yeterli başarı kriterine sahip projeler, bugün Genel Sekreterliğimiz tarafından Yönetim Kurulumuza sunulacaktır. Yapılacak son değerlendirme neticesinde başarılı bulunan projeler en kısa zamanda kamuoyuna duyurulacaktır. 2020 yılında Aydın Yenilenebilir Enerji Soğuk Hava Deposu Güdümlü Projesi’nin tamamlanarak faaliyete geçtiğini de duyurmak isterim. Ajansımız sonuç odaklı programlar kapsamında, bölge kalkınmasına ivme kazandıracak güdümlü proje çalışmalarına devam etmektedir. Bölgedeki yatırımcı ilişkilerine yön veren Yatırım Destek Ofislerimiz tarafından 2020 yılında yatırımcılara yol göstermesi amacıyla ön fizibiliteler hazırlanmıştır.”

Aydın Valisi Hüseyin Aksoy konuşmasına şu şekilde devam etti “Toplantımızın son bölümünde görüşeceğimiz diğer konu başlıklarından birisi de 2021 yılında ilan edeceğimiz Teknik Destek ve Yönetim Danışmanlığı programları olacak.”

GEKA Yönetim Kurulu Başkanı Vali Aksoy, Yönetim Kurulu Üyelerine katılımlarından dolayı teşekkür ederek toplantının bölge ve ülke için hayırlı olmasını dileyerek sözlerini sonlandırdı.

 

08.03.2021 günü İlçemiz Altınkum Mahallesinde ikametin bahçesinden hırsızlanan elektirikli bisiklet hırsızlığı ile ilgili olarak Asayiş Büro Amirliğince yapılan çalışmalarda olayın şüphelisinin M.D. isimli şahıs olduğu tespit edilerek, çaldığı bisiklet ile yakalanmıştır. Elektrikli bisiklet sahibine teslim edilerek, şüpheli M.D. yapılan işlemlerinin ardından sevk edildiği adli mercilerce tutuklanarak cezaevine teslim edilmiştir.

Vatandaşların ikametlerine, ikametlerine ait müştemilata ve işyerlerine kamera takması caydırıcılığın yanı sıra, hırsızların tespitinde ve yakalanmasında önemli bir faktör olacaktır.

 

Sosyal hizmetler eğitiminde açıköğretimde okuyanlar örgündekilerden daha fazla. Uygulamalı derslerin fazlasıyla önemli olduğu bölüm için açıköğretimde bu durum oldukça eksik. SHUDER Genel Başkan Yardımcısı Yüksel ‘Açıköğretime yeni öğrenci alınmasın’ diyor.

YÖK’ün plansız şekilde izin verdiği veya açtığı açıköğretim kurumları örgünün yerini alıyor. Bunlardan biri de sosyal hizmetler bölümünün 4 yıllık programları. Açıköğretim okuyan öğrencinin örgünden daha fazla olduğu sosyal hizmetler bölümü için uzun süredir itirazlar dile getiriliyor. Özellikle Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği üzerinden seslerini duyurmaya çalışan yurttaşlar açıköğretime yeni öğrenci alınmasını istemiyor.

Sosyal hizmetler bölümünün örgün ve açıköğretimle ilgili dikkat çeken detayları şunlar:

ÖĞRENCİ SAYILARI

Açıköğretim, uzmanlar tarafından örgünü desteklemesi gereken bir yaygın eğitim türü olarak değerlendiriliyor. Fakat birçok bölümde açıköğretim okuyan öğrencilerin sayıları örgünde okuyanlara çok yakın veya geçmiş durumda. Açıköğretimde şu anda okuyan öğrenci sayısı 13 bin 612’yken örgünde okuyan öğrenci sayısı ise 11 bin 743. Açıköğretimde yaklaşık 2 bin daha fazla öğrenci okuyor.

UYGULAMALI DERSLER

Uzmanların verdiği bilgiye göre sosyal hizmet eğitiminin 3’te 1’i uygulamalı derslerden oluşuyor. Örgünde bu uygulamalı derslerin öğrenci öğretmen etkileşiminde de ciddi bir katkısı oluyor. Açıköğretimde bu durum oldukça eksik. Sadece zorunlu staj uygulamaları bulunuyor. Bu zorunlu staj uygulamalarının önemli bir kısmı da yapılmış gibi gösteriliyor.

SINAV SİSTEMLERİ

Örgünde uygulamalı derslerin sınavları da benzer şekilde uygulamalı oluyor ancak açıköğretimde bu durum da geçerli değil. Kazanımlar çoktan seçmeli sorularla ölçülüyor. Çoktan seçmeli soruların uygulamalı derslerin ölçümünde yetersiz kaldığı da dile getirilen itirazlar arasında.

ÇALIŞMA ALANLARI

Sosyal hizmet alanında çalışan insanların muhatap olduğu kişiler genelde dezavantajlı gruplar oluyor. Hak temelli ve insan odaklı bir meslek olan sosyal hizmetçiler kırılgan ve ezilebilir gruplar ile çalışır. Sosyal hizmet mesleğinin kendine özgü mesleki müdahale yöntem ve teknikleri bulunuyor. Bu yetkinlik ancak teorik bilginin uygulamaya aktarılması ile kazanılabiliyor.

‘YENİ ÖĞRENCİ ALINMASIN’

Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği (SHUDER) Başkan Yardımcısı Fatma Tokmak Yüksel konuyla ilgili şunları söyledi:

“Tıp, hemşirelik, psikoloji, psikolojik danışma ve rehberlik yardım edici mesleklerdir. Diğer yardım edici mesleklerde olduğu gibi sosyal hizmet eğitimi de salt kitaptan, hazır ders notlarından bilgi edinme çabası değildir. Mesleği icra edecek sosyal hizmet uzmanı adaylarının şiddete maruz kalan kadınlar, ihmal – istismara uğrayan çocuklar, engelliler, yaşlılar, yoksullar, bağımlılar, göçmen ve sığınmacılar gibi birçok savunmasız / incinebilir kişi ve grupla çalışabilmek için gerekli beceri ve değer temeline sahip olmaları gerekir. Kendine özgü yapısı gereği sosyal hizmet eğitimi açıktan ya da uzaktan eğitimle verilebilecek bir eğitim değildir. Sonuç olarak zaten çok sayıda örgün eğitim kurumlarından mezun sosyal hizmet uzmanlarının istihdam olanakları kısıtlı iken sosyal hizmet eğitim standartlarına uymayan açık ve uzaktan eğitim uygulamalarına karşı olduğumuzu kesin bir dille belirtiyor, mevcut sosyal hizmet açıköğretim lisans programlarına yeni öğrenci alınmamasını talep ediyoruz.”

CHP’DEN ‘CİNSİYET KOTASI’ TEKLİFİ

CHP, Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ilk imzacısı olduğu, “siyasette eşit temsile” ilişkin ve “8 Mart Dünya Kadınlar Günü”nün genel tatil ilan edilmesine ilişkin iki ayrı kanun teklifini TBMM Başkanlığına sundu. CHP’nin, “siyasette eşit temsile” ilişkin teklifine göre; üyeliğe kabul edilen ve mali gücü yeterli olmayan kadın üyeler, giriş ve üyelik aidatından muaf tutulacak. Kadınlardan milletvekili aday adaylığı aidatının yalnızca dörtte biri alınacak.

CİHANGİR İSLAM CHP’DE

SP’den ayrılan Cihangir İslam, CHP’ye katıldı. İslam’a rozet takan Kemal Kılıçdaroğlu, “Sıram gelince olacağım diyordun, niye aşı oldun” diyen Erdoğan’a “Sıram geldi oldum” yanıtını verdi.

BİR HÜKÜMET KENDİ ÜLKESİNDE %90 MALİYETLE BORÇLANIR MI?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, hükümetin 27 Şubat 2019 tarihinde çıkardığı altın sertifikası ile yaptığı borçlanmanın maliyetinin 2 yıl sonra yüzde 90’a ulaştığını açıkladı.

BİR KAVUK DEVRİLDİ!

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Twitter’da yaptığı açıklamada, “Hayat verdiği karakterlerle kendine hayran bırakan usta sanatçı Rasim Öztekin’in vefatından dolayı derin üzüntü duydum” ifadesini kullandı.

EKSİĞİNİZİ BİZE GÖSTEREN ÖZGÜR MEDYADIR

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Bizim eksiğimizi bize gösteren özgür medyadır. O medyanın mensuplarına her zaman saygı duyacağız” dedi.

KADINLAR OKULA GİTMEYEN KADINLAR İÇİN DE MÜCADELE ETMELİ

CHP’den yapılan açıklamaya göre, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin 7 bölgesinden emekçi kadınlarla video konferans yöntemiyle bir araya geldi.

ORTALIK KARIŞTI

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, grup konuşmasında ‘tweet’ konusuna girmedi. Grup Başkan Vekili Hamzaçebi “Olağan bir tweet” dedi. İstanbul İl Başkanı Kaftancıoğlu, Buldan’m ‘teşekkür’ tweet’ini beğendi.

YÜK KADINLARIN OMUZLARINA BİNDİ

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca tarafından hazırlanan Covid-19 salgınında kadın raporu yayımlandı. Raporda toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle kadınların hak ihlalleri yaşadığı belirtilirken, salgının yükünün de kadınların omuzlarına yüklendiği kaydedildi.

HAZİNE’NİN 2 AYDA ÖDEDİĞİ FAİZ GEÇEN YILA GÖRE YÜZDE 60 ARTTI

MYK toplantısına ilişkin açıklamarda bulunan CHP Sözcüsü Faik Öztrak, Şubat ayı hazine nakit dengesi rakamlarına değinerek, “Sadece bu yılın ilk iki ayında Hâzine’nin ödediği faiz geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 60 artarak, 32.5 milyar lirayı aştı” dedi.

KUŞOĞLU: REFORM YERİNE KİŞİLERLE UĞRAŞIYORLAR

CHP Genel Başkan Yardımcısı, Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi Bülent Kuşoğlu, ekonomide “patinaj” yapıldığını, oysa bir an önce yapısal reformların gerçekleştirilmesi gerektiğini söyledi.

İŞTEN ÇIKARMA YASAĞI İKİ AY DAHA ERTELENDİ

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, 31 mart tarihi itibariyle işten çıkarma yasağı ile ücretsiz izin uygulamasının sona ereceğini belirterek işsiz sayısının da rekor kıracağını söyledi. Ağbaba, salgın sürecinin bir sağlık sorunu olmaktan öte emekçiler açısından sosyal ve ekonomik soruna dönüştüğünü söylemişti.

CHP: ŞENTOP YİNE HATA YAPIYOR

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un “Parlamenter sisteme dönüş anayasa değişikliği ile mümkün” açıklamasına “Erdoğan hep kendine göre anayasa elbisesi dikti. Önce çıkıp milletin önünde günah çıkaracaksınız, ‘Yanlış yaptık’ diyeceksiniz, özür dileyeceksiniz. Bunlar olmadan değişiklik olmaz” dedi.

LİYAKATSİZ ATAMALARI ARAŞTIRIN

CHP Eğitimden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Lale Karabıyık, “Bu ilanlar son yıllarda o kadar çok arttı ki siyasi bir boyut kazanarak, ‘Yandaş kayıran’ bir hal de almaya başladı” dedi.

Sürekli şikâyet edilen fakat önlem alınmayan beyin göçü liselere kadar düştü. İstanbul Erkek Lisesi mezunlarının yüzde 53’ü 2020’de yurtdışını tercih ederken CHP’li Emre konu hakkında araştırma komisyonu kurulmasını istedi.

Ülkede en çok şikâyet edilen konulardan biri olan beyin göçü lise mezunlarına kadar geriledi. Nitelikli liselerin mezunları yurtdışında okumayı tercih etmeye başladı. Geçen yıl ilk kez üniversite tercihi yapanların yüzde 50’sinden fazlası yurtdışına giden İstanbul Erkek Lisesi’nde bu yıl da benzer bir durum yaşandı.

LGS sonuçlarında yüzde 1’lik dilimde bulunan İstanbul Erkek Lisesi mezunlarından 145’i tercih yaptı. Bunlardan 77’si üniversiteyi okumak için yurtdışını tercih etti. Bu öğrencilerin önemli bir kısmı Almanya’yı tercih ederken Avusturya, İsviçre ve ABD de listede kendine yer buldu. Bu sayılara göre tercih yapanların yüzde 53,1’i yurtdışına gitti. Geçen yıl bu oran yüzde 52’ydi.

Bu durum sadece İstanbul Erkek Lisesi için de geçerli değil. Galatasaray Lisesi, Alman Lisesi gibi birçok lisenin mezunlarında da aynı durum söz konusu. O kadar ki Üsküdar Amerikan Lisesi kendi tanıtımında dahi mezunlarının yüzde 50’sinin yurtdışına gittiğini vurguluyor: “Mezunlarımızın ortalama yüzde 50’si yükseköğrenimlerini, başta Amerika olmak üzere Kanada, İngiltere ve diğer Avrupa ve dünya üniversitelerinde sürdürmektedir. Yabancı üniversite fuarlarının ve okul dışında yapılan tüm yurtdışı üniversiteleri ile ilgili tanıtımların duyuruları yapılmakta, bu konuda öğrenciler bilgilendirilmektedir.”

HER YIL 50 BİN ÖĞRENCİ

Birleşmiş Milletler Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) verilerine göre Türkiye’den her yıl 50 bin öğrenci yurtdışına okumaya gidiyor. TÜİK verilerine göre ise 2019 yılında Türkiye’den yurtdışına 330 bin 289 kişi göç etti. Göç edenlerin toplam yüzde 37,1’i yükseköğretim çağı olan 20-34 yaş arasında.

MECLİS GÜNDEMİNE TAŞINDI

CHP’li Zeynel Emre 2019’da yurtdışına giden liselileri Meclis gündemine taşıyarak şunları söyledi: “LGS’de tüm soruları doğru yanıtlayıp, 500 tam puan alan yüzde 1’lik dilimdeki öğrencilerin eğitim aldığı İstanbul Erkek’in yanı sıra Galatasaray, Alman Lisesi gibi asırlık okulları kazanan öğrenciler, ‘işsizlik korkusu’ ve ‘niteliksiz üniversiteler’ gerekçesiyle eğitimlerini yurtdışında sürdürmekte. İstanbul Erkek Lisesi’nden 2019 mezunlarının yüzde 52.6’sının, Alman Lisesi’nde yüzde 94.7’sinin, Galatasaray Lisesi’nden yüzde 32.6’sının yükseköğrenim için Almanya, ABD, Kanada ya da Fransa’ya gittiği kaydedilmekte.”

CHP’li Emre, beyin göçünün Türkiye’nin gerçek beka sorunu olarak görülmesi gerektiğini vurgulayarak sorunun nedenlerinin tespiti ile çözüm önerilerinin geliştirilmesi ve tersine beyin göçünün sağlanmasına yönelik gerekli tedbirlerin belirlenmesi için Meclis’te araştırma komisyonu kurulmasını istedi.

LİSE OKUMAYA GİDENLER DE ARTIYOR

Öte yandan liseyi yurtdışında okuyanlar da artıyor. Bu konuda çalışmalar yapan ISEWorld Genel Müdürü Gökyar Karşit’in 2020 Şubat ayında verdiği bilgilere göre lise okumak için gidenlerin sayısı yüzde 150 oranında arttı. Karşit bu durumda fen ve Anadolu liselerindeki kontenjanların düşük olmasının etkili olduğunu aktardı.

İktidarın salgın sürecinde; kişileri, işletmeleri, küçük esnaf ve sanatkârı kredi borçlusu yaparak yönetme politikalarının sonuçları, Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi verilerine de yansıdı. Bu verilerine göre, geçtiğimiz yıl kredi borcu olan kişi sayısı 2 milyonun üzerinde artarak 34 milyon kişiye yükseldi. Kredi borçlarının toplamı yaklaşık 250 milyar TL artış gösterdi. Türkiye’de her 2 kişiden biri kredi borçlusu!

Geçtiğimiz yıl bankalara kredi borcu olanların sayısı 2 milyon 107 bin kişi artarak 34 milyon 4 bin kişiye yükselirken, kredi borçlarının 248,1 milyar TL artışla 866,6 milyar TL’ye çıktı.

Bu kredilerin büyük bölümünün batığa dönüştüğü kredilerin takibe intikal süresinin 90 günden 180 güne uzatılmasıyla gizleniyor. Haziran ayından itibaren 180 günlük süre dolduğunda Türkiye’de bankacılık sisteminde batık kredi patlaması yaşandığını, takibe intikal ettirilen kredilerin tutarının trilyonlara ulaştığını göreceğiz.

İktidarın kamu bankalarına dağıttırdığı eksi faizli konut, otomobil, bireysel ihtiyaç kredilerini alabilen küçük bir kesimden 112 bin kişi 1,5 aylık bu kampanya döneminde adeta bedava faizle konut kredisi almış.

Bankalara konut kredisi borcu olanların sayısı da böylece 112 bin kişi artarak 2 milyon 601 bin kişiye çıkarken borç miktarı 206 milyar TL’den 287 milyar TL’ye yükselmiş.

Ancak salgın döneminde işini maaşını kaybeden insanların ağırlıklı bölümü çarklarını döndürebilmek, hayatlarını sürdürebilmek için bireysel ihtiyaç-tüketici kredisine yönelmiş.

– Bireysel ihtiyaç kredisi borcu olanların sayısı da 2 milyon 370 bin kişi artışla 27 milyon 885 bin kişiye, borç tutarı da 266 milyardan 129,2 milyar artışla 395,2 milyar TL’ye fırlamış.

Yani milyonlarca kişi son bir yıldır kendisinin, ailesinin, çoluk-çocuğunun hayatını banka kredisiyle sürdürebilmiş. İktidarın bulduğu yegâne çözümün insanları borçlandırmak olduğunu hep söyledik. TBB Risk Merkezi verileri de bunu teyit ediyor, haklılığımızı gösteriyor.

– İktidar, yeniden mart başından itibaren normalleşmeye geçişten söz ediyor. Ortada iş yok,

– Resmi verilerle 100 bine yakın işyeri, işletme tümden kapanmış.

– 11 milyona yaklaşan işsiz var.

Normalleşmeyle açılacak işyerleri bu milyonlarca işsizin kaçını istihdam edebilecek? Kaç kişi yeniden maaşa kavuşup, bankalara olan kredi-kredi kartı borcunu ödeyebilecek?

Bir dokuz ay öncesinde önerdiğim salgında alınacak önlemler, vergi-prim borçlarıyla ilgili çözüm önerilerim, vb. uygulansaydı, bu vahim tablo aşılabilirdi. Borç, borçla kapanmaz. Bugün gelinen noktada o önlemler ÇARE olmaktan çıkmıştır. Şimdi bir tek seçenek vardır. Salgın sürecinde ağır yara alan esnafın-kobilerin-işletmelerin vergi borçları, SGK pirimleri anapara-faiz-birikmiş borç, öteleme-erteleme ne varsa tüm borçlar, tümden silinerek, yeni bir sayfa açılmalıdır. Ya da en az bir yıl yaşamını-işini-aşını-borcunu idame ettirebilecek, karşılıksız-geri ödemesiz nakit desteği sağlanmalıdır. Aksi halde bir iki ay sonra milyarlar da bağışlasanız, bu yangını söndüremezsiniz. Küçük bir örnek vereyim. Bugün borç 1.000.- TL. Katlanarak artıyor, iş yok, gelir yok, dükkân kapalı, salgın devam ediyor. Alacaklısı da borçlu! Nasıl ödeyecekler bu borcu? Akıl var mantık var, hayali çözümlerle, yapılandırmalarla, sadaka gibi verilen nakitle, ötelemeyle, yalan-yanlış desteklerle bu kriz aşılamaz!

Ülkeyi topyekûn iflasa sürüklenmekten alıkoyacak acil bir ekonomik programın, eylem planının ilan edilmemesi halinde bu vahim tablonun altında tüm Türkiye kalacak. Sadece ekononomik kriz değil, sosyal-psikolojik krizlerin, toplumsal çöküşün önüne geçilmesi iyice imkânsız hale gelecektir.

AFAD Gönüllülük Projesi ile afet yönetiminin herhangi bir evresinde gönüllü olarak rol almak isteyen gerçek ve tüzel kişilerin sürece dâhil edilmesi amacıyla; görev alanlarının belirlenmesi, eğitimlerle kapasitelerinin arttırılması ve gönüllülük sistemi içerisindeki performanslarının takip edilmesi hedeflenmektedir.

AFAD Gönüllüleri afet öncesinde, afet esnasında ve afet sonrasında ihtiyaç duyulan alanlarda (sağlık, beslenme, psikososyal destek, barınma, arama kurtarma, vb.) yetiştirilerek afetin her evresinde etkin şekilde çalışması sağlanacak ve böylece toplum afet ve acil durumlara daha dirençli hale getirilecektir.

AFAD Gönüllüsü, tamamıyla kendi isteği doğrultusunda, dayanışma ve yardımlaşma amacıyla bireysel çıkarlarını gözetmeksizin hiçbir maddi beklentisi olmadan sadece topluma faydalı olmak arzusuyla fiziksel gücünü, zamanını, bilgi birikimini, yeteneğini ve deneyimini kullanarak afet ve acil durum öncesinde, sırasında ve sonrasında toplum hizmeti çalışmalarına katkı sağlayan kişilerdir.

AFAD Gönüllü Eğitim Programı; çevrimiçi eğitimler, yüz yüze eğitimler ve saha eğitimlerinden oluşmaktadır. Üç modülden oluşan eğitim programıyla (Temel AFAD Gönüllüsü Eğitim Programı, Destek AFAD Gönüllüsü Eğitim Programı ve Uzman AFAD Gönüllüsü Eğitim Programı) seviye seviye AFAD Gönüllülerinin eğitilerek afet farkındalığının artırılması ve afet ve acil durumlar karşısında toplum direncinin artırılması hedeflenmektedir.

Vatandaşlarımız afetlerde, kendilerine ve sevdiklerine yardım edecek önemli bilgi ve becerilere sahip olmak için e-Devlet üzerinden AFAD Gönüllüsü başvurusu yapabilmektedir. Başvuru yapan kişiler SMS ve e-mail yoluyla portala (https://gonullu.afad.gov.tr) yönlendirileceklerdir. Gönüllü adayları gönüllülük sistemi kapsamındaki eğitim, faaliyet ve görevleri, gönüllülük portalı üzerinden takip edebilecektir.

İlimizde 2021 yılı Şubat ayı itibariyle 3000’e ulaşan sayılarda gönüllümüz bulunmaktadır. Bu sayının artmasını umuyor ve vatandaşlarımızı AFAD Gönüllüsü olmaya davet ediyoruz.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Aydın Valiliği

 

 

Türkiye Genel Hizmetler İşçileri Sendikası (GENEL-İŞ) ile Didim Belediyesi arasından geçtiğimiz günlerde imzalanan sözleşmede kapsamında Didim Belediyesi’nde bir işçi için en düşük maaş sosyal yardımlar hariç 4218 TL olmuştu.

Yapılan karşılıklı anlaşma kapsamında yüzü gülen Didim Belediyesi işçileri ve belediye sendika temsilcileri Didim Belediye Başkanı A.Deniz Atabay’ı makamında ziyaret etti.

Başkan Atabay’a teşekkür ziyaretinde bulunan Didim Belediyesi işçileri ve sendika temsilcileri, sosyal hakların iyileştirilmesi ve maaş artırımı için Didim Belediye Başkanı A. Deniz Atabay’a teşekkür ederek, plaket takdim etti.

PERSONELİMİZİN HER ZAMAN YANINDA OLACAĞIZ

Nazik ziyaretlerinden dolayı Didim Belediyesi’nde görev yapan işçilere ve sendika temsilcilerine teşekkür eden Didim Belediye Başkanı A.Deniz Atabay, “Bizler emeğin yanındayız. Gecesini gündüzüne katarak görev yapan tüm personelimizin her zaman yanında olduk, olmaya da devam edeceğiz. Personelimiz ne kadar mutlu olursa, Didim de o kadar mutlu ve güzel bir kent olur” ifadelerini kullandı.

Arşivler