MÜBADELE (4) | Didim Özgürses
Bookmarks

Burada tutunamayanların  bazıları  Kırkağaç’a göçtüler,  Foça’ya göçtüler.  Manisa’ya göçenler oldu,  kasaba derler, bir yer var orada oraya göçenler oldu, Turgutlu’ya. Sonradan gidenler teker teker yeniden geldiler. Gelen  o 30 haneden beğenmeyip gidenler grup grup gittiler.  Mesela bir grup gitti Kırkağaç’a, bir hane toptan gitti, ailecek, temelli gittiler,  iyi ama burasını beğenmediler, o taraflar daha da  kötü çıktı. Gittiği yer, geldikleri yeri aratmış.  Orada onlara bir yer göstermiş hükümet, bataklıkmış oralar.  Sivrisinek, sıtma. Bir yazı orada geçirmişler. Güze doğru kalktılar, kaçtılar geldiler.  Foça’ya göçenler, Sekiz  sene sonra geldiler. Benim hanımın ailesi de Foça’ya gidip, dönenlerden.  Gidenler, kalanlar, dönenler  tarım yaptılar hepsi, tarımdan başka yapacak  bir şey yok. Ekseri geçim kaynağı tütün.  Bulgaristan muhacirleri  tütün nedir, bilmiyorlar.  Memleketlerinde işlememişler, tütün yokmuş oralarda.  Onlar biraz zahmet çektiler  öğreninceye kadar.

Ağaç filan var mıydı?  Meyvecilik yapılıyor muydu?

Ağaç çok vardı,  Rumlardan kalma.  Badem, incir, nar,  zeytin ağaçları vardı. Bir de  keçiboynuzu çoktu deniliyor,  yemiş değil o karın doyuran bir şey değil.  Hayvan yemi gibi bir şey, fakirin işine yaramaz.  Bulgaristan’dan gelen muhacirleri boş evlere tevcih ettiler, onları paylaştırdılar.  Köylülerden kimisi damını verdi,  Kimisi samanlığını verdi. O kış onların inşaatı başladı. Bir sene de yeni evlerini hazırladılar. Otuz altı ev o kış içinde bitti. Her hane kendi evine geçti o sene.  37’ de bir göç daha geldi, Bulgaristan’dan,  Romanya’dan. Atatürk’te nafileydi o zaman,  hastaydı. Onları da buradaki eski evlere yerleştirdiler ama  Atatürk ölünce 38’ de onlara ne ev verdiler ne de bir şey.

Onlar meydanda mı kaldılar, çadır mı kurdular?

Yok kulübe yaptılar, gavurdan kalma yıkık evlere yerleştiler. Tamir ettiler.

Ahmet amca köyde bir çok taş ev, bakımsız yıkılır durumda, devlet bunlarla ilgilenmiyor mu?

Burası sit alanı, izin almadan bir çivi bile çakamazsın, çok ağır ceza veriyor devlet. Ama devlet burada on sekiz taş evi korumaya aldı, ama keşke almasaydı. En önce onlar yıkıldı yok oldu. Ahmet amca gülümsedi.

İlk gelenlere toprak verdi mi devlet?

Verdi nüfus başına 10 dönüm toprak verdi.  Ödemeli dağıtıldı topraklar o zaman. Yirmi senede ödediler. Çalışıp, ekip biçip kazandıklarından ödediler.

Kaynaştınız yani gelenlerde tabii ki?

Eh kaynaştık, maynaştık.  Ama onların durumu zayıftı. Fakirdiler,  ürün çıkaramıyorlardı, taksitleri ödeyemiyorlardı.  Sonra devlet, ödemeyenleri affetti.  Aramızda kız alıp vermeler oldu.  Herkes Kaynaştı. Bulgaristan’dan gelen göçmen kızları çok güzeldi, suratlar nar gibi,  pancar gibi kızlar bakımlıydılar.

Yunanistan’dan ikinci göç dalgası oldu mu?

Hiç olmadı, bir mübadeleler gelmişti. Başka gelen olmadı.  Bizim durumumuz farklı. Biz mübadeleliydik. Bizim durumumuz Lozan’da karara bağlanmış.

Türkiye’nin içinden göç aldı mı burası hiç ?

Çok az  gelen oldu. Göçler şöyle oldu, Burada o zaman askerler vardı,  gümrük askerleri, piyade askerleri. Çoğu burada kaldı, memleketinde iş yok, güç yok buraları beğendiler, kaldılar  yerleştiler. Sonradan nüfusunu buraya aldıranlar oldu, ama önemsiz. Öyle nüfusun çoğalmasını pek etkisi olmadı.

Araya bir soru da Ahmet amca sıkıştırdı. Sen de muhacirle gibi konuşuyon Ali hoca, siz nerden gelmişsiniz?  Baba tarafı Bulgaristan Eski Cumalı. Babam 1937’de geldiklerinde 5 yaşındaymış. Köstence’den binmişler vapura Gelibolu’ya inmişler. Trakya’ya  yerleşmişler. Anne tarafım da Rus harbi sırasında Kırım’dan  Silistre’ye göç etmek zorunda kalmışRomanya’ya. İkinci dalga Otuz Yedi Bulgaristan göçmeni onlar da.

Tütüncülük neden köreldi Ahmet amca?

Amerika köreltti.  Tütüncülüğü  o kararttı. Amerika’nın Virjinya tütünleri vardı, buranın tütününe şark tütünü derlerdi. Yerli tütün, şark tütünü.  Virjinya  tütününe yüzde yirmi-otuz destek yapardı devlet. Karma yapılırdı,  bu da kaliteyi düzeltirdi yerli tütünde.  Bir zaman sonra bizim tütüne ihtiyaç kalmadı.  Virjinya  piyasayı ele geçirdi. Bu sefer açık pazar dediler,  Amerikan tütünü gelmeye başladı.  Türkiye’nin içinde o tütün satılınca bizim tütünün canına rahmet okudular. Amerikan cıgarası daha cazip hale geldi. 5 lira olsa bizimki de 50 kuruş olsa millet ötekini tercih etti.  Nooldu Sonra, Amerikalılar geldi bizim fabrikaların patronu oldular. Bizim ürettiğimiz sigaraya rağbet kalmadı. Devlet zarar eden fabrikaların zararını karşılıyordu, zamanla kara delik oldu bizim fabrikalar devlete, kambur oldular. Kara delikleri kapatmak için fabrikaları sattı devlet. Fabrikaları Amerikalılar aldı. Burası olduğu gibi Amerikan pazarı oldu, Amerika bu sefer, kendi memleketinde tütün varken, bizimkisini alır mı?

Sözleri henüz bitmeden Ahmet amcanın araya torunu giriyor. “ Dede ninemin iğnesini yapacak mışsın.” deyince söyleşi burada kesildi,  Biz de Ahmet amcanın askerde sıhhiye olduğunu anlamış olduk.  Buradan gitme zamanı gelmişti artık,  ama  söyleşi öyle güzel devam ediyordu ki zamanın nasıl geçtiğini anlamadık.  Ahmet amcanın askerlik anılarını başka bir gün dinlemek üzere, söyleyişi ye son veriyoruz.

Gecenin sessizliğini cırcır böcekleri bozuyor,  bir avlama sesi duyuluyor. Taşıtlar azalmış olsa da yine de mekanik gürültüleri de o doğal seslere karışıyordu.  Binlerce yıldır,  Medusa’nın  tanıklık ettiği olayları gökyüzündeki yıldızlarla paylaşırken,  birçok anıyı belleğine kaydetmiş olan Apollon Tapınağı bir günü daha geceye yolcu ediyordu.

Biz de kent içine doğru yavaş yavaş yol alıyorduk.

(Ahmet amca 26 Ekim 2012 yılında aramızdan ayrıldığında ben yurt dışındaydım, döndüğümde haberini aldım. 85 yaşındaki bir insanın  hafızasına hayran kaldığım Ahmet amcaya, daha soracağım pek çok soru yanıtsız kalmıştı. Işıklar içinde uyusun.)

 

BİTTİ

 

Arşivler