MÜBADELE (3) | Didim Özgürses
Bookmarks

Didim adının nereden geldiği konusunda, iki görüş günümüze kadar gelmiştir. Bir görüşe göre  “ikizlerin tapınakları” ya da “ikiz tapınaklar” anlamına gelen ve Apollo ve Artemis adlı ikiz kardeşleri ifade ettiği, diğerine göre ise  Dindymus dağından alınan bir isim olduğudur. Yıllar önce okul yöneticiliği görevimde iken tesadüfen tanık olduğum bir Türkiye Büyük Millet Meclisi yasa görüşmeleri sırasında ( Bir gün Didimli olacağım usumda bile yokken.) Aydın Milletvekili Sayın Sema Pişkinsüt’ün Yenihisar adının Didim’e dönüşmesi ile ilgili yasayı savunduğu konuşmasını izlemiştim. Yenihisarlıların nedense Didim adına pek de sıcak bakmadığına da zaman zaman tanık oldum.

Kitaplığımda bulunan, eski basım kitaplarımdan önemli bir yeri olan, 1946 yılı basımı TÜRKİYE KILAVUZU adlı kitabın birinci cildi, 416. Sayfasında “(…) Akköy Bucağı Yoran Köyü mevkiinde Didium harabeleri de bir inceleme konusudur. Burada,  şimdiye kadar (dünyada) çıkarılan Apollon mabetlerinin en büyüğü bulunmuştur. (…) ”  şeklindeki kısacık açıklamalardan ibaret bilgiyi de paylaşmak istedim.

Ahmet amcaya sorularımı peş peşe sıralıyorum;

“Köyde yaşayan Yörükler de kalabalık.Onlar nereden geldiler?”

“Yörükler de var beyaa. Mehmet Böcü, Köse Mehmet, Kerim Yıldız, Yalancı Osman,  Kara Süleyman, Süleyman Başboğan, Güllü Hasan, Osman Onbaşı…

“Göçmenler geldiğinde onlar da buradaymışlar mı?

“ Bazıları köy civarında Akbük tarafında köyün biraz ilerisinde Yörük mahallesinde yaşarlarmış, ziraat, hayvancılık yaparlarmış.  Bunların keçi sürüleri vardı. Sığırlar, develer, eşek, at beslerlerdi . Tee Rumlar zamanında da oralarda yaşarlarmış. Önceleri Rumlar,  ‘Müslüman Yoranlılar’ dedikleri  bu Yörüklerle iyi geçinirmiş. Balkan harbinde araları açılmış, birbirlerine düşman olmuşlar.  Yörükler de  Söke, Milas taraflarına göçmüşler.

Ellili yıllarda Karatekeli Yörüklerden köyümüzün toprak hudutları içine gelip, yerleşenler oldu. Bu Gezgin Yörükler, kışı buralarda geçirirler, bahar aylarında Afyon, Uşak taraflarına göç ederler, mallarını,  hayvanlarını oralara götürürlerdi. Develere yükleyip kapkacağını, yatak yorganlarını, keçi kılından yaptıkları Yörük çadırlarını. Sonraları bu gidiş gelişler zorlaşınca çadır yerine evler, damlar yaparak buralara yerleşip kaldılar ve artık bizimle yaşamaya başladılar. Bazıları da  Akköy’ye yerleştiler, eski Yörüklerle kaynaştılar.  Bu Yörük komşular, her Cuma günleri köy meydanında kurulan pazara alışverişe gelirlerdi. Develere, eşeklere yükleyip getirdikleri yumurta, yağ, çökelek, kaymak, peynirleri satarlardı. Bayramlarda da kurbanlıkları, koyun ve keçi gibi hayvanları da onlardan alırdık.

O zamanlar  Söke’ye gitmek, ovanın  sularını aşmak, Menderes nehrini geçmek çok zordu. Kışın tüm ova sular altında kalırdı. Böyle yollar yoktu.  Sonra  köye kamyon geldi,  bu çok iyi oldu, Söke’ye gitmek kolaylaştı. Söke’ye giden köylüler için kamyon bir değişiklik oldu.  Mustafa Aşık ilk kamyon şoförüydü. Ehliyeti vardı, kamyonu o kullanıyordu. Her gün sabah güneş doğunca,  köy Meydanı’ndan Söke’ye hareket eder,  ikindiden sonra geri dönerdi.  Aradan zaman geçti, Çarıkçı Hasan uzun burunlu bir otobüs aldı,  tabi otobüs kamyona göre daha rahattır.  Bu otobüsün bir de plak şeyi vardı,  otobüsün üstündeki hoparlörden bütün köye şarkılar, türküler yayılırdı.”

“ Hangi ürünler ekilirdi o zamanlar?”

“Buğday, arpa, yulaf, çavdar yetiştirilirdi. Orak sıcakları gelirdi.  Kavurucu sıcakların altında orak biçmeye giderdik, öküz koşulurdu. Çift öküz, bazen atlar da düvene koşulur harman yapılırdı.  Çocuklar için düvenin üzerinde harmanda döndükçe keyifli olurdu.  Samanların üzerine savrulur,  harmana düşerdik.  Daha sonra patoz geldi köye.  Biçtiğimiz tahılları demetleyip harmana yıkardık. Patoz buğdayı samanı  ayırırdı. Biçerdöverin de gelmesi işleri kolaylaştırdı.”

“Köy, nasıl kasaba oldu? Nüfus çok mu artmıştı?”

“Dağdan, bayırdan, çayırdan topladık yazdık hepsini. Dağda oturan, bayırda oturan nüfusa dahil edildi. Belediyeyi öyle kurduk 68’de.  Köyde asıl gelişme 75’ten sonra başladı.”

“Deniz kıyıları hep bataklı mıydı?  O taraflar kızlara verilmiş hep, diyorlar daha sonra sahil kıyıları kıymetlenince  damatlar zengin oldu diyorlar, bunun aslı var mı?”

“Şimdi biz buraya geldiğimiz, yerleştiğimiz zaman 24’te,  büyük düşman korkusu var hepimiz de. Zaman zaman Yunanlılar kıyılara çıkıp eşkıyalık yapardı.  Hayvan çalarlar, bilmem ne yaparlardı. Ölen olmadı, ama icabında ölüm korkusu da vardı.  Onun için hep yakın köy civarlarını işlerdik. Çiftçiliği, tarımı,  hayvancılığı köy civarında yapardık.

Bir de köye yakın tarlaların  çiftçiliği güzeldi. Deniz kıyısındaki araziler ekilen her şeyi bozuyordu.  Bu yüzden deniz kıyıları bomboştu 36’ da yeni Muhacirler gelince, boş arazi nerede varsa oralar Bulgaristan’dan gelenlere verildi. Bu sefer zaman geçti, deniz kıyıları kıymetlenince hepsi parladı, onlar zengin oldular. Bulgaristan’dan gelenler,otuzlu yıllarda geldiler. Onlar da bizim gibi, vapurla hem kendilerini hem eşyalarını getirmişler Vapur onları Urla’ya indirmiş. Urla’dan İzmir Kemer istasyonuna gelmişler. Arabaları koşmuşlar. Trene binmişler arabalarıyla beraber Söke’ye , Söke’den buraya arabalarıyla, gelmişler. Geldiklerinde 10 Kasım günüydü sıralandılar köy meydanında. Beni sıtma tutmuştu, yattıydım o günlerde en hasta hasta…

“Kaç hane geldiler?”

“Otuz hane, 60 araba geldiler. Her evin iki arabası vardı. Sayılarını bilmiyorum sadece ev olarak, 30 hane.  Ama Atatürk sağdı o zaman. Varna’dan binmişler, Urla’da inmişler. Onları, devlet burada iskan etti, tarla verdi onlara. Toprak çok o zaman, işleyen yok.   “Nüfus artmış mıydı o zaman?”

“Nüfus artmadı o zaman, gelenlerden Anadolu’ya gidenler oldu.

 

 

 

 

 

Arşivler