DİDİM GÜNLÜKLERİ (2) ASPARAGAS | Didim Özgürses
Bookmarks

Didim 12. Barış Şenliğinin özel bölümü olan Kehanetler Ülkesi Didyma belgeselinin gala gecesinde animatör olarak  kehanetler ülkesinin kahini rolünü üstlenmiştim. Film çekimlerinde giyilen kahin giysileriyle Apollon Tapınağı’nın girişinde hazırlanan dekorlu bölümde galanın konuklarını karşıladık, muhafız rolündeki arkadaşım Bedri Altıntaş ile!

Hazırlanan köşede aksesuarların birisi de dilek sandığıydı. Ve ben; ”Dileklerinizi, gelecek düşlerinizi yazacağınız kağıtları dilek

sandığına atınız. Kehanetler ülkesinin kahinleri tüm gece bu dilek ve

düşlerinizi gerçekleştirmek için çalışacaklar.” sözlerini onlarca kez yineledim

durdum gece boyunca.

Tanıdık tanımadık izleyicilerin bir bölümü dilek sandığının çevresinde toplandılar ve dileklerini yazdıkları kağıtları sandığa attılar; Önce: ‘Çocuklarıma sağlık! Aileme mutluluk! Mesleklerinde başarılar diliyorum. Bebeğime sağlık! Evime huzur!’ ‘I wishI gut money, to start, a shop selling swords.’

(Bol para istiyorum. Tüm insanlık için iyilik temenni ediyorum.

Umarım çok kısa bir zamanda güzel bir işim olur.) ‘Hayattan

beklentilerimin gerçekleşmesini ve sevdiklerimin yanımda olmasını

dilerim.’

‘Güzel bir gelecek!’ bir solukta okuyabildiğim dilekler bunlar. Gördüğüm bu denli yoğun ilgiye şaştım. İnsanların doğa üstü güçlerden beklentileri ne denli çokmuş. İnsanın bugününü, yarına bağlayan imgeleridir. Her insanın mutlaka hayalleri vardır. Gelecek umutlarımız, imgelerimizle güçlenir. Bu da önümüzdeki dilek sandığına atılan dilek kağıtlarıyla dile getirildi o gece.

 

Galanın ve gösterimin başlamak üzereyken, gecenin bir yerinde kalabalığın içinden Cüneyt Arkın’ın ansızın çıkması da bir düş gibiydi sanki! Figüranlık yıllarımda birkaç film setinde karşılaştığımız Malkoçoğlu’na “Hoş geldiniz!” demek için yanına yaklaştığımda, ona Yeşilçam günlerinden birkaç anı paylaşırken flaşlar patlamaya başladı. Remzi Kazmaz’ın  yönettiği Kehanetler Ülkesi Didyma belgeselinin gösterimi başlamadan önce tapınak hınca hınç dolmuştu.

Üç bin yıl öncesini tüm ihtişamıyla günümüze taşıyan tapınak kendi belgeselinin gösterimine ev sahipliği yapıyordu.

Cüneyt Arkınla gösterim sırasında da söyleşilerimiz sürdü. Bu sırada çekilen bir fotoğraf ulusal bir gazetede “ Cüneyt Arkın bir film çekimi sırasında dövdüğü figürandan  30 yıl sonra özür diledi.” Asparagasıyla haberlenmişti. Bir gazeteci olarak bana çok ilginç gelmişti, asparagas bir habere konu olmak.

Arşivler