Günsu Aşıla Ceylaner | Didim Özgürses

Bookmarks

Günsu Aşıla Ceylaner

Paketleniyor

Ne varsa düne dair…

Dişimizle tırnağımızla kazandıklarımız…

Başımızın üstünde tuttuklarımız…

Ve Üstüne tir tir titrediklerimiz…

Paketleniyor şimdi…

Emperyalizmin kucağına…

Paketleniyor…

Tarihimiz gözyaşlarımızla…

Sunuluyor şeriat sofrasına…

Din iman masallarıyla…

Çevriliyor beyinlerimiz tersine…

Paketleniyor…

Cumhuriyete dair ne varsa…

Travma avcılarınca…

Sahnenin önünde demokrasi kahramanı

Ve arkasına geçince eşkıya olanlarla…

Paketleniyor…

Yarına dair umutlarımız da…

Süslenerek püslenerek

Sunuluyor siyaset pazarına…

Kıssadan hisse:

Ve bir gün

Keser döner sap döner

Paketleyenler de paketlenir…

 

Erdoğan Şahin- Didim…

 

Günlük hayatta kaygıyla hepimiz zaman zaman yüzleşiriz. Tecrübe ettiğimiz pek çok duygu gibi kaygı da günlük hayatımızın bir parçasıdır fakat kimi zaman bu kaygılar yaygınlaşır ve günlük hayatta bizleri zorlayabilir. Tecrübe ettiğimiz bu kaygılar bazen dışarıdan gelen bir tetikleyici sebebiyle yoğunlaşır. Sınav kaygısı bu özgül kaygılardan en çok karşılaştıklarımız arasında yer alır.

Çevremizde büyük sınavlar yaklaştıkça sınav kaygısı ile yüzleşen kişi sayısı da artmış durumda. Bu kişi kendimiz de olsak, çocuklarımız ya da yakınlarımız da olsa hepimiz belli bir seviyede etkileniyoruz. Çoğu zaman ebeveynler de çocuklar ile telaşlanıp endişe duyabiliyor. Bir sınavla yüzleşmesi gereken kişi ise bu durumu biraz daha farklı yaşıyor. Sakin ol, düşünme, sen yaparsın gibi tepkiler ise kaygının alevlenmesine sebep olabiliyor.

Öğrenilen bilgiler sınav kaygısı yaşayan kişilerde sınav sırasında etkili olarak kullanılamıyor ve sınav başarısı düşüyor. Başarıya yüklenen anlamlar, kişinin kendisinin, ailenin ve öğretmenlerin beklentileri de kaygıyı körükleyebiliyor. Düşüncelerimizin ve dış etmenlerin yanı sıra bilgi eksikliği ve çakışma becerisindeki eksiklikler de sınav kaygısı ile sonuçlanabiliyor. Kendimize biçtiğimiz değerin performansa  bağlı olması ya da sınav sonuçları ile ölçülmesi de kaygıyı içinden çıkılmaz bir hale getirebiliyor.

Bunu yapamam, ya da başaramazsam bir felaket olur düşünceleri ilerlemektense gerilememize sebep olabiliyor bunu biliyoruz. Kaygı ile baş etmek için alternatif bir düşünce sistemi geliştirmek yapılabilecek ilk şeylerden biridir. Başarılı olmazsam sevilmem inancı ve mutlu olmak için tek seçeneğin sınavı kazanmak olduğu inancı değiştirilmesi amaçlanan inançlardandır. Sınav öncesinde sınava dair bir planlama yapmak, mümkünse sınava girilecek salonu görmek kafamızdaki belirsizlik hissini azaltarak rahatlama sağlayacaktır. Mükemmeliyetçilik ve öz yeterlilik ile ilgili sorgular da kaygıyı beraberinde getirebilir. Kalp atışının hızlanması, çarpıntı, el titremesi, terleme, yorgunluk gibi fiziksel belirtiler de sınav kaygısına eşlik edebilir.

Sınavlara en iyi şekilde, belirli bir plan ve program çerçevesinde hazırlanmak, çalışmayı ertelememek, zamanı verimli kullanmak, beklentilerimizi gerçekçi tutmak, olumsuz duygu, düşünce ve başarısızlıklar ile karşılaşmamak için alınması gereken tedbirlerdir. Bu çabalara rağmen kaygı sürüyorsa aile  ve okulun önlem alması özellikle ergenlik çağındakiler için önem taşır. Kaygı günlük hayatımızı, okul durumunu etkilemeye başladıysa çocuklarımız ya da kendimiz için yardım almakta fayda var.

GÜNSU AŞILA CEYLANER

Ayrılık duygusal bir sürecin sonu da olsa boşanma kararı çiftler tarafından ölçülüp tartılarak veriliyor. Hukuki boyutlar, maddi ayrımlar derken ilişkisel sorunumuz bir anda pek çok cephede verilen bir savaşa dönüveriyor.

Boşanma hala Türkiye’de çevreye açıklaması zor bir karar olsa da sonunda çift ve varsa çocukları için olumlu ya da olumsuz etki yaratması tamamen kişilere bağlı. Kimi zaman evliliği sürdürmektense sonlandırmak daha iyi bir yol olabilir, fakat bu herkes için geçerli değildir. Özellikle de ilk anlaşmazlıklarınızı yaşıyorsanız açık bir iletişim ve gerekiyorsa psikolog desteği ile evlilik bağlarını güçlendirmek mümkündür. Boşanmanın sonucu ne olursa olsun süreç, karar aşaması ve iletişim oldukça önemli.

İlişki içinde şimdiye dek sağlanamadıysa bile açık ve net bir şekilde istekleri ve boşanma sonrası olacakları konuşmakta fayda var. Örneğin, kimin hangi evde yaşayacağı, kişilerin ve diğer aile üyelerinin görüşmeye devam edip etmeyeceği, varsa çocukların kim kalacağı ve eşyaların nasıl paylaşılacağı gibi konular konuşulmalı ve hatta gerekirse listeler oluşturulmalıdır. Bu anlaşma zemini sağlandığında, boşanma süreci çift, aileleri ve çocukları için daha az zarar ile şekilde atlanabilir. Yaşamla ilgili belirsizlikler ortadan kalkar, ki zaten zor bir süreç olan boşanma sonrası bu yapılandırma oldukça işlevsel olacaktır. Bu nedenle, boşanmanın en kısa sürede gerçekleşmesi için acele etmek uzun vadede olumsuz sonuçları beraberinde getirecektir, çift ayrı yaşasa bile bütün bunları düzenlemek için birbirlerine zaman ayırmaları önemlidir.

Çift çocuk sahibiyse boşanma önceki süreçte çocuklar ile iletişim öncelik haline gelmelidir. Boşanmanın çocuklar üzerindeki olumsuz etkisini en aza indirebilmek için durumun çocuklara ne zaman ve nasıl söyleneceği önem kazanır. Bu boşanma sürecinin ne kadar zaman aldığından daha önemlidir. Boşanma konusunu çocuklara açmadan önce  daha önce bahsettiğimiz temel yaşam kararları alınmış olmalıdır. Böylelikle çocukların endişelerini gidermek için olabildiğince bilgi verebilir ve daha açıklayıcı olabiliriz.

Boşanma ortak bir karar da olsa yaşanan duyguların şiddeti kişiden kişiye değişecektir. Bu kararın öncesi yaşanan huzursuzluk, tedirginlik, partnere yabancılaşma zamanla partnere ve kişinin kendine yönelik bir öfke ve korkuya evrilir. Sonrasında ise acı, keder, çaresizlik tecrübe edilebilir. Taraflar boşanma sonrası değersizlik duyguları ile baş etmek durumunda kalabilir. Kişiler arasındaki çatışma sürerken boşanma kararının alınması dahi zordur. Boşanma sürecinde duygu düzenlemesi yapabilmek, iletişimi açık ve net olarak sürdürmek kolaylaştırıcı olacaktır.

GÜNSU AŞILA CEYLANER

Şehirler, kalabalık, iş, ilişkiler derken günümüzde pek çok kişi öfke kontrolü problemleri ile karşı karşıya gelebiliyor. Günlük hayatta yaşadığımız olayları, başımıza gelenleri kontrol etmek mümkün olmasa da karşılarındaki duruşumuzu ve tepkilerimizi kontrol etmemiz mümkün, tabii bunu yapamayan pek çok kişi var.

Öfkeli olmak kimi zaman bir insanı tanımlarken kullandığımız ilk birkaç sıfattan biri oluyor. Üzerimize yapışan o çabuk parlar, siniri saman alevidir, gözü döner gibi pek çok deyiş öfkenin çoğu zaman insanı günlük hayatta tanımlayan ve tamamlayan bir duygu haline geldiğine işaret. Madem rahatsızlık yaratan bir duygu olarak karşımıza çıkıyor neden sürdürüyoruz öfkeli olmayı? Arka plandaki açıklama oldukça şaşırtıcı. Öfkenin atalarımız için bir adaptasyon ve hayatta kalma aracıymış.

Öfke, korku, kaygı gibi duygular sonucu ortaya çıkan tepkiler çoğu zaman filtrelenmeden verilir. Öfkelendiğimizde kimimiz kendi içimizde çarpıntı, tansiyon iniş çıkışları gibi fiziksel belirtiler yaşarken kimimiz bu duyguyu dışarı vurarak etraftaki insanlara ya da nesnelere yöneltiriz. Başlarda öfke dışa vurulduğunda çevreden yatıştırıcı dönütler alırız ya da işlerimiz hallolur. Bir çalışana, aile üyesine bağırmak işlerin o gün hallolmasını sağlayabilir. Geçmiş çağlarda öfke avlanırken, savaşlarda, hiyerarşik yapıdaki toplumlarda da benzer bir işlev görerek kişileri güçlü tutmuş. Fakat uzun vadede sürekli öfkeli davranan kişiler aynı tepkileri görmüyorlar, ilişkileri hasar görüyor ve reddedilebiliyorlar. Öfkeli olmanın avantajı kısa sürede kayboluyor.

Bir noktada bize ve çevreye zarar veriyorsa bu öfkeli tutum ve davranışlardan neden vazgeçmiyoruz? Çünkü duygu kontrolü anlık olarak oldukça güç, bu öğrenme sürecini geri çevirmemiz ve olaylar karşısında nasıl davrandığımızı ve davranmamız gerektiğini yeni baştan emekleyerek öğrenmemiz gerekebilir. Davranış ve duygu günlükleri tutmak, farkındalığımızı artırmak ve yeni stratejiler geliştirerek tepkilerimizde düzenlemeler yapmak atabileceğimiz olumlu adımlardan. Çevreden destek almaya da çekinmeyin, ilerleme kaydetmek için yakınlarınızın desteği süreci kolaylaştıracaktır.

GÜNSU AŞILA CEYLANER

Sosyal medya son yıllarda yediden yetmişe kullanılmaya başlandı. Anneanneler, dedeler torunlarının, çocuklarının telefonlarını takip ederken sosyal medya platformları sosyalleşmeden oyunlara ve hatta iş kullanımına kadar genişlemiş durumda. Bu uygulama ve sitelerin daha kolay iletişim sağlamak için gelişen bir alternatif olduğu ortada. Peki olumsuzluklar da bu kolaylaşmanın yanında geliyor mu?

Bağımlılık son zamanlarda en çok konuşulan olumsuzluk, teknoloji bağımlılığının altında en çok söz edilen konulardan biri sosyal medya bağımlılığı. Ülkemizde Ege Üniversitesi Bağımlılık Araştırma merkezinde çocuklar ve teknoloji bağımlılığı konusunda araştırmalar da yapılıyor. Yaşamımızın önemli bir parçası haline gelse de uzmanlar bu normalleşmenin risk faktörlerini ortadan kaldırmadığı konusunda hemfikir. Harcanan zaman ve amaç oldukça önemli. Etkilerin boyutunu ölçmek için günlük hayattaki sosyal etkileşimleri de mercek altına almak gerekiyor.

Araştırmalar sosyal medya bağımlılığının ileri evrelerinin depresyon belirtileri ile ilişkilendirilebileceğini söylüyor. Bu durum yine de sosyal medyanın depresyona yol açtığını göstermiyor, fakat uyku sorunları, düşük özgüven ve ruh sağlığında bozulmalar bire bir sonuçlar olarak ortaya çıkıyor.

Rahatlamak için koltuğa oturduğunuzu düşünün. Çoğu zaman kendinize ayırdığınız bu molalarda size akıllı telefonlar eşlik ediyor. Pek çoğumuz akıllı telefonlarda sıklıkla sosyal medya uygulamalarını kullanıyoruz. “Aşağı kaydırmak” yaklaşık olarak son on yılda hayatımıza giren bir deyim, fotoğraflar, gönderiler arasında dolaşmak günlük bir aktivite haline geldi. Kullanım süresi ve sıklığının yanı sıra maruz kalınan içerik de oldukça önemli. Facebook, Instagram gibi sosyal medya platformlarında paylaşılan kişisel fotoğraflar çoğu zaman kişilerin en iyi, en mutlu halini yansıtıyor. Gerçekte hasta, yorgun olduğumuz anlar ise bu platformlarda gözükmüyor. Siz yorgun bir gün sonunda takip ettiğiniz kişilerin iyi hallerini görürken zihninize hayatınızla ilgili bir yetersizlik duygusu yerleşebiliyor.

Sosyal medya bağımlılığınız olmasa bile içerikler sebebiyle olumsuz etkilenmeniz mümkün. Bununla birlikte cep telefonu, bilgisayar gibi aletlerin ekranlarına uzun süre bakmanın fiziksel etkileri de var. Yatmadan önce on dakika daha bir sosyal medya uygulaması ile vakit geçirmek mavi ışığa maruz kalmanıza sebep olarak uyku bozukluklarına neden olabiliyor. Ne zaman ve ne süreyle sosyal medyada vakit harcadığımızı takip etmekte fayda var.

Kendimizi bu gizli bağımlılıklardan kurtarmak içinse çözüm yasaklarda değil. Planlı kullanım, kısıtlamalar ve bazı platformları bırakmak alternatif olabilir. Zaten kullandığımız, çevremizin de kullandığı sosyal medyayı yapıcı iletişimi sürdürmek için kullanmakta sakınca yok, sadece gerçek hayattaki diyaloglar ile de beslemek gerekiyor.

GÜNSÜ AŞILA CEYLANER

Zaman zaman kalp krizi geçirdiğini zanneden birinin aslında panik atak geçirdiğini duymuşsunuzdur. Kalp krizi gibi ciddi bir sorun ile karıştırılabilecek kadar yoğun bir hissin terapiyle kontrol altına alınması mümkün bir atak olmasına çoğu zaman insanlar inanmakta güçlük çeker. Panik atak genellikle on dakikadan yarım saate kadar sürebilen ani ve yoğun bir korku veya rahatsızlık hissi uyandıran  bir kaygı ya da sıkıntı nöbetidir . Bu korkuya veya rahatsızlığa çarpan kalp, terleme, titreme, nefes darlığı, göğüs ağrısı, mide bulantısı, baş dönmesi, titreme ve kontrol kaybı ya da ölme korkusu gibi bedensel semptomlar eşlik edebilir. Çocuklarda nadiren rastlanırken ortaya çıkışı 18-25 yaş arası olur. 30 ila 40 arası  yaşlar ise atakların en yoğun ve ağır olduğu dönemdir. Panik ataklar, çabuk başlamaları (birkaç dakika içinde) ve yoğun hissiyatı nedeniyle süregelen endişelerden farklıdır.

Bu ataklar sırasında kişiler çıldırabileceğini ya da ölebileceğini düşünür fakat bildiğimiz kadarıyla bu mümkün değildir. Deyimlerin aksine çok korkup ya da kaygılanıp ölen birini tanımadığınızı şöyle bor düşünürseniz siz de fark edeceksiniz. Eğer bir panik atak geçirdiyseniz vücudunuz birkaç dakikalığına hayatta kalma moduna geçmiştir ve bu sorun değil. Panik ataklar şaşırtıcı şekilde yaygındır, gelişmiş ülkelerde popülasyonunun yaklaşık %15’i yaşamlarında en az bir kere panik atak geçirmiştir. Birçok insan için ara sıra panik atak yaşamak çok rahatsız edici değildir, panik atakları idare edilebilir bulurlar ya da bunu isimlendirmezler bile. Diğerleri için panik atak panik bozukluk ile ilintili olabilir.

Panik atak hastanın yaşam kalitesini olumsuz etkiler. Panik atağı yaşayanlar çoğu kez bu durumu kriz olarak adlandırırlar. Kriz geçirme ve ölüm korkusu gibi nedenlerle kişiler evde tek başına kalamamak ya da tek başına dışarı çıkamamak gibi zorlayıcı durumlar ile karşılaşırlar. Sürekli başına kötü bir şey geleceği ve yabancıların ona yardım etmeyeceğinden korkan bazı kişiler bu sebeple hayattan uzaklaşır ve mesleklerini, sosyal hayatlarını bırakmak zorunda kalabilirler.

Panik ataklar sonucu hayat zorlaşsa da bu olumsuz belirti ve yaşantıdan kurtulmak mümkün. Panik bozukluklarında uygulanan pek çok medikal tedavi ve terapi var. Kaygı bozuklukları ve panik ataklar için etkileri kanıta dayalı ve en yaygın terapi bilişsel-davranışçı terapi yani BDT’dir. Panik bozukluğu için bilişsel-davranışçı terapiye devem edenlerin yüzde 70-80’i panik atak yapmadığını bildirmiştir. Bu tedavinin amacı panik ataklarla ilgili bedensel duyumlar hakkındaki düşüncelerinizi değiştirmektir.

GÜNSU AŞILA CEYLANER

Hayatımızın büyük bölümünü ilişkiler oluşturuyor, en büyük paydayı ise genelde romantik ilişkiler için ayırıyoruz. Sevgilimiz, nişanlımız, eşimizle yani partnerimizle işler yolunda gitmediğinde ise hayatımız zorlaşıyor ve çözüm yolları aramaya başlıyoruz. Sihirli bir değnekle tüm ilişki sorunlarını halletmek mümkün olmasa da temel prensipler daha sağlıklı ilişkiler yürütmenizi sağlayabilir.

Herkes aynı düşünmek zorunda değil ve zaman zaman fikir ayrılıklarının olması sadece romantik ilişkiler için değil her zaman normal. Partnerinizin görüşlerine katılmasanız da saygı duymak ilişki için ilk ve en temel kural. Birbirinize katılmasanız da sevgi ve güven duymaya devam edebilirsiniz.

Etrafınızda hiç tartışmadığını söyleyen çiftler olabilir. Pratikte ise bu pek mümkün değildir, hatta sağlıklı da değildir. Kavga etmek ilişki için olumsuz olsa da fikirlerinizi ifade edebilmek, partnerinizle tartışabilmek önemlidir. Tabii ki sesinizi yükseltmeden, iğnelemeden konuşmaktan bahsediyoruz. Bazen bir konuda ortak bir karar almamaya karar vermek de olumludur, geri kalan zamanlarda ise uzlaşmanın keyfini çıkarabilirsiniz. Olayları ertelemek yerine doğru zamanda çözebilmek huzurunuza bir yatırım olacaktır.

Çok farklı ilgi alanlarına sahip çiftlerin sağlıklı ilişkileri olabilir, önemli olan ortak hedefleri ve değerleri paylaşmalarıdır. Farklı kültürel geçmişi olan çiftlerin de sağlıklı ilişkilere sahip olması mümkündür, çoğu kişi için benzer bir gelecek kurma isteği paylaşılması yeterli olur. Çiftin her ikisi de, geniş aile üyelerinin öğretileri ile büyümüştür. Değerler ve inançlar da herkes için farklıdır, fakat ortak bir paydada buluşulduğu ve herkesin kendi büyüdüğü aile ille doğru iletişim kurduğu ve partnerini dahil ettiği bir durumda yaşanabilecek sorunlar en aza indirgenmiş olur. Ortak hedefler arasında mutlu ve sağlıklı çocuklar yetiştirmek gibi maddi olmayan hedefler olabilir ya da uzun bir tatile çıkmak, bir ev için para biriktirmek gibi maddi hedefler de. Bir yıllık, beş yıllık, hatta on ve yirmi yıllık hedefler belirlemek için birlikte çalışabilirsiniz. Birlikte bir hedef doğrultusunda çalışmak çift olarak bağınızı güçlendirir. Bireysel zamanlarda tek başınıza yürüyüşe çıkmak, arkadaşlarla görüşmek ya da bir hobiyi sürdürmek gibi etkinlikler de birlikteliği besleyecektir.

Evliyseniz ve çocuklarınız varsa ebeveynlik ilişkideki büyük bir krize dönüşebilir. Hepimiz farklı ebeveynlik stilleri ile büyümüş olabiliriz ve her birimiz de ebeveynliğimizdeki gibi ebeveynlik yapma eğiliminde oluyoruz. Bununla birlikte çocuğunuza ortak bir davranış şekli ile davranmanız önemlidir, anne otoriter davranırken baba yumuşak davranıyorsa ileride sorun yaşamak çok muhtemeldir. Nasıl bir ebeveyn olacağınızı da önceden konuşmakta ve bir yaklaşım belirlemekte fayda var, bu çocuğun kişilik gelişimi için de önemlidir.

Karşı tarafı dinlemek, empati yapmak her ilişki için önemli hepimiz biliyoruz, fakat iş partnerimize gelince zamanla kaçınıyor olabiliriz. Ara ara konuşmak yerine dinlemeyi tercih etmeyi kendimize hatırlatabiliriz. Deneyimler ve anılar ise çiftleri birbirine en çok yakınlaştıran şeyler. Yakındaki bir kumsalda yürümek, birlikte bir kursa katılmak, bir konsere gitmek ya da bir yolculuğa çıkmak gibi irili ufaklı pek çok seçenek var. Sadece sevdiğiniz şarkıları dinlediğiniz bir saat ya da evde dünya mutfağından bir yemek tarifi deneyip o yörenin müziklerini dinlemek bile anı biriktirmenin bir parçası. Unutmayın ki en önemlisi birlikte eğlenebilmek, birbirinize bu sevgiyi hissettirmek.

GÜNSU AŞILA CEYLANER

 

Boşanma sorunlu ilişkiler sürdüren bir çift için rahatlatıcı olabilir, yine de bir evliliğin sona ermesi, çoğunlukla hayal kırıklığı ile gerçekleşir.  Ortak hayallerin ve beklentilerin kaybına bağlı olarak zorlayıcı bir hayat olayı olarak görülür. Çiftin kararı ile gerçekleşen boşanma çoğu zaman çocukların söz hakkının olmadığı bir durumdur.

Boşanma ebeveynleri etkilediği kadar çocuk ve ergenleri de etkileyebilir, kaygıyı tetikleyerek çocuklar ve gençler için önemli bir stres faktörü haline gelebilir. Araştırmalar, boşanmış aile çocukların çoğunun dirençli olduğunu ve bu dönemi atlatabilecek kapasitede olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte, sağlıklı bile olsa tipik boşanmalar yaşamda bir geçiş dönemi niteliğindedir ve artan bir endişeyi de yanında getirir.

Evlerin taşınması, okulların değiştirilmesi, iki ev arasında gidip gelmek, günlük rutinlerdeki değişiklikler çocuklar ve gençler için tahmin edildiğinden daha stresli olabilir. Kimi zaman ev değişikliğinin yanı sıra şehir değişiklikleri de söz konusu olabilir, bu da okul çağında olmayan çocuklar için bile büyük bir değişikliktir.  Stresin artması ve eşzamanlı olarak yapılan birden fazla değişiklik endişeyi artırır, dikkat edilmediği takdirde daha ciddi kaygı bozukluklarına yol açabilir.

Çocuklarda ve gençlerde birebir kaygıyı gözlemlemek mümkün olmayabilir, çoğu zaman da çocuklar tarafından ifade edilmez. Bu durumda belirleyicilere dikkat etmek gerekir, çeşitli davranışlarda kaygı kendini gösterebilir. Ebeveynler ve öğretmenler evdeki ve sınıftaki ruh halindeki, tepkilerdeki ve tutumdaki değişikliklere dikkat etmelidir. Anksiyete, özellikle küçük çocuklarda ve gençlerde, kendini maskeleyebileceği ve kolayca tanımlanamayan ve hatta yanıltıcı olmayan alışılmadık şekillerde ortaya çıkabileceğinden, tanımak zor olabilir. Bu nedenle, yetişkinlerin farkındalıklarının yüksek olması ve çeşitli kaygı belirtilerini tanımaları önemlidir, böylece erken müdahale edebilirler ve semptomların daha fazla alevlenmesini önleyebilirler. Bazı tipik kaygı belirtileri;

Uyku güçlüğü

Sinirlilikte artış

Öfkede artış

Korkuda artış

Odaklanma ve dikkat zorluğu

Muhalefet etme ve meydan okumada artış

Sosyal geri çekilme

Arkadaşlıklarda artan zorluklar

İştah ve kilodaki değişiklikler

Yatak ıslatma

Düşük veya tutarsız akademik performans

Motivasyonda azalma

Yukarıdakiler kaygı için muhtemel göstergeler olmasına rağmen, boşanma durumunda, bazı çocuklar ve gençler kafa karışıklığı, öfke, suçlama ve suçluluk duygusuyla daha çok zorlanma yaşayabilir. Çaresizlik, kafa karışıklığı, kaygı ve endişe duygularını daha da şiddetlendirebilecek olan karmaşık aile durumu göz önüne alındığında bu duygularını ifade edemeyebilir ya da  isteksiz olabilirler. Evlatlarındaki bu değişikliği fark eden ebeveynlerin de  kaygı, keder, çaresizlik, suçluluk ve kaygıyı tetikleyebilecek duygularının farkında olması önemlidir.

Boşanma süreci ve sonrası çocukların uyum sağlaması için kolay olmasa da, doğru takip ve erken müdahaleler ile daha sağlıklı geçirilebilir.  Çocuklarınızın bu önemli yaşam değişikliği sırasında ve sonrasında gelişmeye devam etmelerini sağlamada bir uzman desteği büyük ölçüde yardımcı olabilir.

GÜNSU AŞILA CEYLANER

 

Küçük ya da büyük her gün pek çok karar veriyoruz. Verdiğimiz kararların birkaç katı kadar seçenekle boğuşup kimi zaman da vazgeçiyoruz. Giydiğimiz kıyafetler, yediğimiz yemekler, planladığımız randevular, tanıştığımız insanlar, hangi otobüse bindiğimiz, otobüste nerede oturduğumuz, evde ne yaptığımız gibi pek çok konuda seçimler yapıyoruz. Daha iyi ve tatmin edici bir yaşam sürmek ise iyi seçimler yapmayı gerektiriyor.

Peki iyi bir seçim nedir? İyi seçimler, gitmek istediğiniz yöne doğru ilerlemenizi sağlayan, bizi hedeflerimize taşıyan kararlardır. İyi bir seçim herkes için aynı olmadığı gibi bir şeyi yapmamaya karar vermek, yarım bırakmak gibi olumsuz görünen seçimler aslında bizim için iyi seçimler olabilir. Bir yandan da kötü tercihler her zaman bizi olumsuzluklara sürüklemediğini hatırlamakta fayda var. Kötü olarak adlandırdığımız kararlar sonucunda üretken olmamızı gerektiren durumlar ortaya çıkabiliyor, farklı çözümler üreterek ilerlemek yeni yollar açıyor. Yine de kötü kararlar hızla aksiyon almayı gerektirerek strese ve kafa karışıklığına yol açarken ümitsizliğe dönüşmeye başlayabilir.

Seçimlerin dinamiklerini anlamak, aldığınız kararların iyileştirilmesine yardımcı olabilir. Temel olarak, her seçim artıları ve eksileri olan en az iki seçeneği içerir, bazen bu sayı arttığında nispeten iyi ve kötü seçenekler de ortaya çıkar ve süreci zorlaştırabilir. İlk bakışta, seçeneklerden birinin bizim için iyi olmadığını anlayabiliriz. Her zaman siyah ve beyaz seçeneklerle karşılaşmadığımızda tereddütlerimiz ve seçeneklerimizin diğer yönleri üzerinde düşünmek için bir dakikanızı ayırmak, durumu daha net anlamanıza yardımcı olabilir. Daha büyük kararlarda ise seçeneklerin getiri ve götürülerini bir kağıda yazmak daha rasyonel bir değerlendirme için işlevsel olacaktır. Böylece daha bilinçli bir karar vermek mümkün olur.

Seçim yapma sürecinin en çeldirici kısmı, kısa vadede memnuniyet verici olabilecek seçeneklerden oluşur. Uzun vadeli faydayı seçmek çoğu zaman kişiye güç gelebilir hatta kısa süreli de olsa konforu bozabilir, hatta sıkıcı olabilir. Fazladan bir saat uyumak yerine sabahları yürüyüşe çıkmayı tercih etmek kısa ve uzun vade faydalar açısından bakıldığında bizleri eyleme geçmek için zorlayabilecek bir aktivite olarak görülebilir. Yolun sonunu gözetmek ve faydaları tartmak bu tip kararlarda iyiyi seçmek için önemlidir.

Artılardan ve eksilerden bahsetsek de seçimler şu anda geçerli olan iki seçenekten daha önemli olan hedefler göz önüne alınarak yapılır. Daha iyi hissetmek, diğer insanların beklentileri ve uygunluk değerlendirme sırasında ele aldığımız pek çok etmenden sadece birkaçı. Sabahları işe gitmeden yarım saatini kişisel bakım için feda eden pek çok kişi diğer insanlara iyi görünmek, daha iyi hissetmek ve toplumdaki yerini, statüsünü korumak için uykusundan feragat ediyor. Bunu iyi bir karar yapan daha az uyumanın karşısında kişisel imajının toplumsal öneminin daha çok olması, kişi bundan 100 sene önce belki uykuya daha çok zaman ayırmayı seçebilirdi. Seçim yaparken bu tip üst düzey işlevleri olan hedefleri de göz önünde bulundurmak terfi gibi uzun vadeli olumlu sonuçları getirebilir ve bu hedefleri de değerlendirmek size fayda sağlayacaktır.

Seçim yapmak günlük hayatımızın ayrılmaz bir parçasıdır ve çoğu zaman yaptığımız seçimleri uzunca düşünmeyiz ne yapacağımızı sanki bir şekilde biliriz. Bu normal süreçte seçimler yapmakta çok iyiyiz, bunu verimli ve de sorunsuz bir şekilde yapıyoruz. Ancak zaman zaman duraklamamız gereken seçimlerle karşı karşıya kalıyoruz ve daha büyük kararlar vermemiz gerekiyor. Bu tip bir karar zamanı geldiğinde her iki seçeneğin de faydalarına bakın ve üzerinde durduğunuz seçimi uzun vadeli ve önemli hedefler kriteri değerlendirin. Önemli hedefler göz önünde bulundurulduğunda kararınız daha net olacaktır ve seçeneğinizin tutarlı ve uyumlu olduğunu bileceksiniz.

Yeni yıl için hedefler koyanlardan mısınız? Yetişkinlerin yüzde ellisine yakın bir kısmı hedef listeleri oluşturuyor.  İş bu hedefleri tutturmaya gelince ise liste yapanların sadece yüzde onu başarılı olabiliyor. Yeni bir yıl yeni bir başlangıç yapmak ya da eski kötü alışkanlıklardan kurtulmak için iyi bir zaman gibi görünse de neden işe yaramıyor?

Her yılın sonunda konulan bu hedefler taze bir başlangıç etkisi ile konuluyorlar. Bu yenilik değişim için de teşvik olarak görülüyor. Yılın sonunda hedeflere ulaşmamamızın etkisinin ise hedefleri koyma zamanımız ile hiç ilgisi yok. Her yıl milyonlarca insan hedef olarak spor yapmaya başlamak belirlerken yapılması gereken daha belirli hedefler koymak. Spor yapmak haftada üç gün yürümek mi, yoksa bir kursa mı devam etmek. Aynı anda birden fazla spor dalı ile ilgilenmeye karar vermek ise bir önceki yıl hiç spor yapmazken bu yeni yıldan bu kadar şey beklemek zorlayıcı olabilir. Somut, ulaşılabilir bir hedef seçmek, size yıl boyunca hedefinize tam olarak nasıl ulaşacağınızı planlamanızı da sağlar.

Hedeflere uyamamaktaki başarısızlığın sebeplerinden biri de kişinin davranış hızını değiştirmedeki muhtemel hızın görmezden gelinmesi ve bir an önce hedefe ulaşılmak istenmesidir. Aynı zamanda hedef için yapılması gereken davranışın miktar ve sıklığı, kolaylık ve sonuçlarla ilgili gerçekçi olmayan beklentileri de hedeflere ulaşmayı güçleştirir ve yarı yolda kalmaya ve hatta başlayamamaya sebep olur.

Bu defa yeni yıl hedeflerim işe yarasın diyorsanız yapılabilecek birkaç şey var. İlk olarak tek bir şey seçerek başlayın. Küçük de olsa tek bir hedef seçmek, böylelikle pek çok amaç için koştururken dağılmaktansa ilk hedefinizi tamamlayabilir ve diğer yapılacaklar için gereken motivasyonu da toplamış olursunuz. Kendinize olan inancınızı tazelemek kadar motive edici ne olabilir ki?

Hedeflerinizi gerçekleştirmek için son dakikaya kadar beklemeyin. Yapılacakları sırası ile yazmak iyi bir başlangıç olabilir. Listedeki sıralamalar adım atmayı kolaylaştırdığı gibi yapılacakları yazıya dökmenin gerçekleştirmeye dair çaba göstermemizi de teşvik ettiği söyleniyor. Yazmanın yanı sıra hedeflerimizi sözel olarak çevremizdekilerle paylaşmak da gerçekleşme ihtimalini artırıyor, sosyal baskıyı faydanıza kullanmak şimdi elinizde.

Sık duyulan bir tavsiye de olsa en önemlisi, aile ya da arkadaşlardan hedeflerinize doğru giderken destek almak. Bunun hedeflerinize ulaşmanıza yardım etme nedeni aile ve arkadaşlık sisteminin gerçekten işe yaramasıdır. Sağlam bir destek sistemine sahip olmak, motive olmanıza yardımcı olabilir. Hedeflerinizin yakın arkadaşlarınıza veya ailenize ne olduğunu açıklayın ve hedeflerinize ulaşmanıza yardımcı olmalarını isteyin. Daha da iyisi, amacınızı paylaşan bir gruba katılarak başkalarının yardımını alın. Tüm bunların çok zor bir iş gibi göründüğünü ve hedef oluşturmaya başlamak için karar vermeye değmeyeceğini düşünüyorsanız, yine de yılbaşı kararlarını alan ve hedef koyan kişilerin, hiç hedef oluşturmayan ve karar almayanlara oranla Daha avantajlı olduğunu unutmayın.

GÜNSU AŞILA CEYLANER

Arşivler