Çevre | Didim Özgürses

Bookmarks

Çevre

Didim Belediyesi Park Bahçeler Müdürlüğü ekipleri, kent genelinde çalışmalarına ara vermeden devam ediyor.

Görsel anlamda zengin bir kent bırakmak için kent genelinde park ve peyzaj çalışmalarını sürdüren Didim Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü ekipleri, Yeni Mahalle’de, 19 Mayıs Caddesi’nde, Efeler Mahallesi’nde çim kesimi ve temizliği, Çamlık Mahallesi’nde budama ve Akbük Mahallesi’nde yüksek budama çalışmalarına devam ediyor.

Çalışmalar hakkında bilgi veren Didim Belediye Başkanı A .Deniz Atabay, “Ekiplerimiz kentin tüm mahallelerinde belirtilen program kapsamında çalışmalarına devam ediyor” ifadelerini kullandı

TEMA Vakfı, koronavirüs salgını ile mücadelede hayatını kaybeden sağlık çalışanları için, duyduğu minnet ve saygıyı ifade etmek üzere ‘Sağlık Çalışanları Ormanı’ oluşturdu. Ankara Akyurt’ta oluşturulan ormanda büyüyecek fidanlarla hayatını kaybeden sağlık çalışanlarının adları ve mücadelelerinin onurlandırılması amaçlanıyor.

Tüm dünyayı etkisi altına alan küresel salgın nedeniyle birçok sağlık çalışanı canla başla çalışıp, hayatlarını ortaya koyarak karşılığı ödenemeyecek bir fedakarlık örneği sergiledi. Hastaları sağlıklarına kavuşturmak için durup dinlenmeden, gece gündüz çalışan sağlık çalışanları; bu zorlu dönemde en büyük riski göze alan insanlar oldu. TEMA Vakfı, bu zorlu mücadelede canlarını ortaya koyan ve hayatlarını kaybeden sağlık çalışanlarına minnet ve vefasını göstermek için ‘Sağlık Çalışanları Ormanı’ oluşturdu. Ankara Akyurt’ta oluşturulan ormanda, salgın sebebiyle hayatını kaybeden her sağlık çalışanı adına bir fidan dikildi. Sağlık çalışanlarının aileleri, adlarına düzenlenen sertifikaları www.tema.org.tr/saglik-calisanlari-ormani adresi üzerinden temin ederek dijital sertifikalarını çıktı olarak alabilirler.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından ‘Sağlık Çalışanları Yılı’ olarak ilan edilen bu yılda, TEMA Vakfı’nın Sağlık Çalışanları Ormanı projesi ile ilgili konuşan Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç “Küresel salgın ile en ön sırada mücadele eden sağlık çalışanlarına olan borcumuzu ödememizin imkanı yok. Biz, bu ormanla hayatını kaybetmiş sağlık çalışanlarının isim ve mücadelelerini onurlandırmak; onlara duyduğumuz minneti ifade etmek istedik. İnsanlığın sağlığı için kendi sağlığından vazgeçen ve ne yazık ki hayatını kaybetmiş sağlık çalışanları için bir orman oluşturmayı, gezegenimizin ve üzerinde yaşayan tüm canlıların sağlığı için faaliyet gösteren bir kurum olarak görev kabul ediyoruz. Bu vesileyle, hayatlarını ortaya koyarak çalışmaya devam eden tüm sağlık çalışanlarına bir kez daha teşekkür ediyoruz. Hayatlarını kaybeden sağlık çalışanlarına Allah’tan rahmet diliyor, ailelerinin ve yakınlarının acılarını yürekten paylaşıyoruz” dedi.

 

Türkiye Çevre Eğitim Vakfı (TÜRÇEV), Avrupa Çevre Ajansı’nın “Marine Litter Watch” (Deniz Çöpleri İzleme Programı) çalışmaları Didim’de devam ediyor.

Didim Belediye Başkanı A. Deniz Atabay’ın da katılımı ile gerçekleşen kıyı temizliğinde, yaklaşık 4 saatte 120 torba atık çöp toplandı. Kategorize edilen çöpler içerisinde büyük çoğunluğu tek kullanımlık plastikler, parçalanmış ağlar oluşturdu.

Deniz canlılarının yaralanmalarına ve ölümlerine neden olan, çevre ve insan sağlığı açısından ciddi sorunlar ortaya çıkaran deniz çöpleri konusunda etkin bir mücadele içinde olmak” gerektiğini ifade eden TÜRÇEV Kuzey Ege İlleri Koordinatörü Doğan Karataş;Didim sahip olduğu Mavi Bayraklı plajlarla ve sürdürülebilir çevre çalışmalarıyla marka bir turizm şehri. Mavi Bayrak kriterleri sayesinde ödüllü plajların standardını yükseltsek de önemli olan bunu tüm plajlara ve şehre yayabilmek ve halkın doğrudan katılımını sağlamaktır. Bu yüzden yapılan çalışmaların sadece yerel yönetimlerin veya kurumların bir görevi olmadığını aynı zamanda yerel halka çok büyük bir sorumluluk düştüğü mesajını verebilmek çok önemlidir. Bugün burada Didim adına çok önemli bir başlangıç yapıldığını düşünüyorum” dedi.

Didim Belediyesi’nin projeye verdiği desteğe vurgu yapan Karataş; “hafta sonu olmasına rağmen Belediye Başkanımız Sayın Deniz Atabay ve ailesi çalışmalara bizzat katılmış ve çevre konusundaki hassasiyetini ortaya koymuştur. Kendilerine teşekkür ediyorum” dedi.

Kıyı temizliği çalışmalarına ailesiyle birlikte katılan Didim Belediye Başkanı A. Deniz Atabay; “Ege kentlerinde temizlik olgusu havada, karada ve denizde olmak üzere çok yönlü hassasiyet gerektiren bir konudur. Bize miras bırakılan bu kenti ve çevresini, gelecek nesillerimize teslim ederken çevreye duyarlı bir yönetim anlayışıyla hareket etmek zorundayız. Biliyorsunuz, çevresel bilinci oturmuş bir kenttir Didim. Doğadaki tüm canlılarımızı düşünerek hizmet planlaması yapıyoruz. Biz Didimliler olarak gelen misafirlerden de isteğimiz, bu çevresel bilincimize aynı şekilde hassasiyet göstermeleridir. Kıyılarımızı temizlemeye, buralarda yaşayan canlılarımızı düşünerek hareket etmeye devam edeceğiz” dedi.

30 belediye personelinin katıldığı kıyı temizlik çalışmalarında 1.5 ton çöp toplanmış olup, konuya hassasiyet gösterilmesi için, toplanan çöp poşetlerinden Ege lehçesiyle sahile “ATMA BEA…” yazılıp belediyenin sosyal medya hesaplarından paylaşılmıştır.

 

TEMA Vakfı’nın hazırladığı rapora göre Artvin’in yüzde 71’i maden ruhsatlı. Doç. Dr. Kurdoğlu, “Artvin’de ne orman, ne tarım alanı, ne de berrak akan bir su kalacaktır” derken Yeşil Artvin Derneği Başkanı Karahan ise, “Artvin’i nasıl bir geleceğin beklediğinin resmidir bu” diye konuştu

Hidroelektrik santralların ve madenlerin kuşatması altında olan Artvin’e ilişkin rapor hazırlayan TEMA Vakfı, doğa tahribatını gözler önüne serdi. Zengin canlı tür çeşitliliği, iklimi, doğal güzellikleri, binlerce yıllık tarihi geçmişi ve dereleri ile ülkenin en önemli doğa ve kültür alanlarından biri olan Artvin’in yüzde 71’i madenlere ruhsatlı.

Geçtiğimiz aylarda Kazdağları ve Muğla’ya ilişkin raporları paylaşan TEMA Vakfı, Artvin özelinde yaptığı çalışmayı da kamuoyuyla paylaştı. TEMA Vakfı’nın hazırladığı rapora göre, Artvin 521 parçaya bölünmüş durumda. TEMA’dan yapılan açıklamada, “Artvin’de doğal yaşam, meralar, insan sağlığı ve kadim bir kültür madencilik faaliyetleri ile yok olma tehlikesi altında” denildi.

TABİAT VE KÜLTÜR MÜZESİ…

TEMA’nın açıkladığı veriyi değerlendiren Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu, şehir ve köy merkezleri dışında tüm Artvin’in madencilere verildiğine dikkat çekti. Artvin için “Tabiat ve kültür” müzesi ifadelerini kullanan Doç. Dr. Kurdoğlu, “Artvin’de 2 bin 734 bitki türü bulunuyor. Sadece Yusufeli Altıparmak Havzası’nda Türkiye’deki 380 kelebek türünün 215’i bulunmakta. Bu ekosistemin mutlak suretle korunması ve planlanarak kullanılması gerekmektedir” dedi.

YÜZDE 55’İ ORMANLIK ALAN

“Artvin’in bir ayağı suda denizde bir ayağı ise gökyüzünde” ifadelerini kullanan Doç. Dr. Kurdoğlu, “Çok kısa mesafedeki bu yükseklik farkları çok özel ekosistemler, habitatlar ve dolayısıyla türler oluşturuyor. Yaklaşık 730 bin hektarlık Artvin ilinin yüzde 55’i ormanlık alan. Çok özel bir alandır Artvin. Bu ekosistemde yüzlerce canlı yaşamaktadır. Yırtıcı kuşların kuzey yarımküredeki göç ve üreme alanlarından biridir bu ormanlar. Ormanlık alanların yukarısında bulunan çayırlar, buzul gölleri ise çok özel ve kırılgan bir ekosistemdir” diye konuştu.

TARIM VE TURİZM BİTECEK

Maden projelerinin bölgede ekosistemi, tarımı ve turizmi bitireceğini belirten Kurdoğlu şu ifadeleri kullandı: “Doğa üzerindeki tahribatlardan en büyüğü, en uzun süreli olanı madenciliktir. Dünya bunun örnekleriyle doludur. Şirketlerin rehabilite edeceğim dediği maden sahalarında bir ot bile çıkmamaktadır. Özetle Artvin’de ne orman, ne tarım alanı, ne de berrak akan bir su kalacaktır. Ayrıca bölgede bulunan çok sayıda tarihi manastır, köprü, camii ve yıllardır geleneğini sürdüren yaylacılık faaliyetleri, madencilik faaliyetinin yaracağı tahribatla birlikte tarihe karışacak.”

MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ

Raporu değerlendiren Yeşil Artvin Derneği Başkanı Neşe Karahan ise Artvin halkının 30 yıldır yaşam alanlarını korumak için mücadele ettiğini belirtti. Doğaya yapılan saldırının durdurulması için mücadeleye devam edeceklerini belirten Karahan, “Pandemi bize en kıymetli şeyin doğal yaşam olduğunu gösterdi. Doğayı kimsenin yok etmeye hakkı yok. Artvin’i nasıl bir gelecek beklediğinin resmidir bu: Zehirlenmiş sular, yok edilmiş tarım ve yok edilmiş ormanlar…” diye konuştu.

Muğla’nın Bodrum ilçesi Göl Mahallesi, Cennet Koyu’nda Cengiz Holding’in bünyesinde bulunan Bodrumbir Turizm Yatırım A.Ş, 4 adet mendirek yapısı ile 2 adet plaj yapmayı planlanıyor. Proje alanı kültür varlıkları, tabiat varlıkları, SİT ve koruma alanı içerisinde kalıyor.

17-25 Aralık sürecinde halka ettiği küfürle hafızalara kazınan ‘beşli çeteden’ Mehmet Cengiz, kamunun milyonlarca liralık ihalelerini almaya, yeni talan projelerine imza atmaya devam ediyor.

Cengiz Holding’in bünyesinde bulunan Bodrumbir Turizm Yatırım A.Ş., Muğla’nın Bodrum ilçesinin en güzel koylarından biri olan Cennet Koyu’nda “Sahil Düzenleme, Koruma Yapıları ve Dolgu Alanı” projesi hazırladı. Dün Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na ÇED başvurusunda bulunan şirket, proje kapsamında dört mendirek ile iki plaj kurmayı planlıyor. Ancak proje alanı; ‘kültür varlıkları’, ‘tabiat varlıkları’, ‘3’üncü Derece Arkeolojik Sit Alanı’ ve ‘koruma alanı’ içerisinde kalıyor.

Planlanan mendirek yapılarının üzerinde ve plajların içerisinde güneşlenme ve dinlenme amacıyla kullanılmak üzere bungalovların inşası da planlanıyor. Projenin yatırım bedeli yaklaşık 40 milyon TL olarak belirlendi. Projenin şirketin öz kaynağından yapılacağı belirtildi.

KUM VEYA ÇAKILLARDAN OLUŞAN PLAJ YAPISINA SAHİP DEĞİL

Proje tanıtım dosyasında verilen bilgiye göre, alana en yakın yerleşim yeri yaklaşık 700 metre güneydoğusunda kalıyor. Söz konusu alanın kullanımına yönelik ön izin başvurusu Milli Emlak Genel Müdürlüğü’nden yapılacağı ifade edildi. Alanının kıyı bölgesi kayalık ve çakıllardan oluşan “alçak kıyı” yapısına sahip. Bölgede bulunan alçak kıyı ve yüksek kayalıkların, bölgenin küçük bir yarımadanın burun kısmında olması ve dalga ve rüzgâr etkisi ile yüksek fiziksel etkiye maruz kalması ile şekillendiği; kum veya çakıllardan oluşan plaj yapısına sahip olmadığı belirtildi. Proje alanının karasal kısmında ise yoğun bir şekilde makiler bulunuyor.

AKDENİZ FOKU VE ÇİZGİLİ YUNUS’LAR TEHLİKEDE

Proje dosyasında alanda Posidonia oceanica (Deniz erişteşi) korunaklı bölgede yoğun çayırlar oluşturuyor. Proje çevresinde ve proje çevresine yakın alanlarda 71 bitki türü bulunuyor. Proje alanında gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda 11 sistematik gruba ait toplam 82 tür ve 302 birey yer aldığı belirtildi.

Proje alanında ve çevresinde bulunan ve habitat özelliği nedeniyle bulunma olasılığı yüksek 17 sürüngen türü bulunuyor. Proje çevresinde ve proje çevresine yakın alanlarda bulunan ve habitat özelliği nedeniyle bulunma olasılığı yüksek 20 memeli türü ilenesli tükenmekte olan Akdeniz Foku, Çizgili Yunuslar ve deniz kaplumbağaları da yaşıyor.

ÖZELLEŞTİRME KARARI İKİ KEZ İPTAL EDİLDİ

Geçtiğimiz yıllarda Mehmet Cengiz Cennet Koyu için 2 kez girişimde bulunmuştu. Danıştay 13. Dairesi, Cennet Koyu’ndaki 2 milyar 100 milyon TL değerindeki 700 dönümlük kamu arazisinin özelleştirme kararını daha önce ikinci kez iptal etti. Mehmet Cengiz ile Fettah Tamince’nin şirketi, özelleştirilen araziyi Ziraat Bankası’ndan 277 milyon TL kredi çekerek aldı. Usulsüz krediye dair suç duyurusu takipsizlikle sonuçlanmıştı.

TEMA Vakfı Kurucu Onursal Başkanlarından Hayrettin Karaca, vefatının ilk yılında TEMA Vakfı çalışanları, yüzlerce gönüllüsü ve Sivil Toplum dünyası tarafından derin saygı, sevgi ve özlemle anıldı. 20 Ocak 2021 tarihinde çevrim içi olarak gerçekleştirilen Hayrettin Karaca’yı Anma ve Anlama Töreni’nde; TEMA Vakfı Kurucu Onursal Başkanlarından A. Nihat Gökyiğit, TEMA Vakfı Genel Müdürü Başak Yalvaç Özçağdaş, Zongudak İl Temsilcisi Berran Aydan, Bursa İl Temsilcisi Şaban Uyar, Mezun TEMA Hüreyla Balcı, Karaca’nın yakın dostu Muazzez İlmiye Çığ, Prof. Dr. Kani Işık, Prof. Dr. Mehmet Haberal, İbrahim Betil ve torunu Yeşne İren konuşmacılar arasındaydı. Törende Toprak Dede’ye duyduğu özlemi dile getiren TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, Hayrettin Karaca’nın adını verdikleri ‘Doğal Yaşlı Ormanlar Projesi’ni duyurarak, Hayrettin Karaca’nın yolundan yürümeye devam ettiklerini belirtti.

Doğaya çocukluğundan itibaren aşkla bağlı olan ve doğanın korunması için örnek bir mücadele sergileyen TEMA Vakfı Kurucu Onursal Başkanlarından Toprak Dede Hayrettin Karaca, aramızdan ayrılışının ilk yıl dönümünde büyük bir özlemle anıldı. Hayatını toprak sevdasına ve bu sevdayı tüm nesillere aktarmaya adayan Toprak Dede için düzenlenen çevrim içi Anma ve Anlama Törenine yüzlerce TEMA Vakfı gönüllüsü ve doğasever katıldı.

O’nsuz geçen bir yıl…

Hayrettin Karaca anma videosuyla açılan törende konuşan A. Nihat Gökyiğit; “Dava arkadaşım Hayrettin Karaca ile 40 yıl evvel, doğaya sevdalanmış iki kişi olarak yollarımız kesişti. Doğal varlıklarımızın tahrip edilmemesi ve ekosistemin bozulmaması için var gücümüzle çalıştık, halkımıza anlattık. O’nun doğa tutkusu topraktan geliyordu. Sevdalandığı kara toprağa kavuştu. Doğaya yaptığı tüm hizmetler için O’nu hasretle anıyoruz. Mekânın cennet olsun dava arkadaşım” diyerek duygu dolu bir konuşma gerçekleştirdi.

Hayrettin Karaca’nın kocaman bir ailesi olduğunu söyleyen ve teşekkür eden torunu Yeşne İren, Sayın Karaca’yı; “Hayat dolu, neşeli, merhametli, insan seven biriydi. Kendinden büyük hayalleri vardı.Toprağa ömrünü adamıştı. Hepimizin gönlüne doğa sevgisi, insan sevgisi, vatan sevgisi tohumları ekti. İnsanlar hatırlanmaz ise ölürmüş. O’nu hiçbir zaman unutmayacağız. Ben bugün burada dedemin sesini duyar gibiyim. Hepimiz için zor bir gün. Sizlerle birlikte olmak güç veriyor” sözleriyle anlattı.

Karaca’nın vefatının yalnızca TEMA Vakfı için değil tüm dünya için büyük kayıp olduğunu belirten TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç ise; “Çocukların koyduğu ismiyle Toprak Dedemiz Hayrettin Karaca, ülkesinin verimli topraklarında yeşil bir örtü hayal etti ve bu amaçla doğaya hizmeti görev bildi. Doğa sevgisi, fikirleri, yaşam tarzı ve Atatürkçülüğü ile örnek bir kişilikti. Memleketine inancı ve güveni her daim tamdı. Hep doğa tutkusuyla yaşayıp 70 yaşında sayın A. Nihat Gökyiğit ile birlikte TEMA Vakfı’nı kurduğunda vicdanı hür, fikri hür gençlerle beraber olup onlara çok sevdiği toprağın önemini anlatmak istedi. TEMA Vakfı’nı yüz binlerce gönüllüsüyle bir “halk hareketi” olarak gördü. Şimdi geride kalan bizler O’ndan bu emaneti alarak devam ettirmeye çalışıyor ve her adımımızı O’nun yolundan yürümek için atıyoruz. Bugün burada, Hayrettin Karaca’nın çok değer verdiği Doğal Yaşlı Ormanlar için başlatacağımız ‘Hayrettin Karaca Doğal Yaşlı Ormanlar’ projemizi hayata geçirdiğimizi paylaşmaktan mutluluk duyuyorum” dedi.

Törene katılan Karaca’nın yakın dostu Muazzez İlmiye Çığ; “Çok geç arkadaş olduk ancak çok güzel günler geçirdik” diyerek O’nu unutamadığını, geride bıraktığı fevkalade güzelliklerle her zaman hatırlayacağını dile getirdi.

 

Hayrettin Karaca Doğal Yaşlı Ormanlar Projesi

İnsan eliyle doğal yapısının büyük ölçüde değişmediği ve doğal ekolojik süreçlerin korunduğu Doğal Yaşlı Ormanların; zengin biyolojik çeşitliliği ve barındırdığı özel habitatlar ile ülkemiz ve dünya için kritik öneme sahip alanlar olduğunu söyleyen Deniz Ataç; “Kurucu Onursal Başkanlarımızdan merhum Hayrettin Karaca, doğal ormanların korunması konusuna çok önem verirdi. Ormanların binlerce canlının yaşam alanı yani evi olduğunu her fırsatta tekrarlardı. Bu canlıların doğal yaşam haklarının korunması gerektiğini ve evlerinde rahatsız edilmeden yaşamaları gerektiğini savunurdu. Karasal biyolojik çeşitliliğin %80’ini barındıran ve bize yaşam sunan ormanların korunması gerektiğini ısrarla vurgulardı. Karaca’nın, bu sözlerini her zaman kulağımıza küpe ettik. Ve buradan hareketle, Türkiye’de değeri çok büyük olan doğal yaşlı ormanların korunması için başlatacağımız bu projeye O’nun adını vermekten mutluluk duyuyoruz” dedi.

Doğal Yaşlı Ormanların tüm dünyada koruma değeri yüksek alanlar olduklarını ifade eden Ataç, “Bu proje ile öncelikli amacımız, Doğal Yaşlı Ormanların önemi ve korunması konusunda farkındalığı artırmak ile bu alanların koruma statüsüne alınması içi çalışmaktır. Projede çalışma alanı olarak zengin biyolojik çeşitliliğe sahip olması ve Birleşmiş Milletler, Dünya Koruma İzleme Merkezi tarafından Avrupa’daki acil koruma altına alınması gereken alanlar içinde gösterilmesi nedeniyle Doğu Karadeniz Bölgesi’ni seçtik. Proje kapsamında Doğu Karadeniz Bölgesi Doğal Yaşlı Ormanlarının belirlenmesi, haritalandırılması, özelliklerinin belirlenmesi ve bu alanların koruma altına alınması için çalışacağız” diyerek projenin ilk detaylarını paylaştı.

 

 

Didim Belediyesi’ne bağlı ekipler ilçeyi daha temiz ve keyifle yaşanılabilir bir kent hâline getirmek için temizlik çalışmalarına ara vermeden devam ediyor.

Çalışmalar kapsamında Temizlik İşleri Müdürlüğü’ne bağlı ekipler, Didim Köy Hizmetleri sahilinde temizlik gerçekleştirdi. Sahil boyunca yaklaşık 3 saatlik süre de 20 kişilik ekiple yapılan temizlik çalışmasının ardından bölge tepeden tırnağa temizlendi. Temizlik İşleri Müdürlüğü ekiplerinin özverili çalışması sonucu sahilden 70 torba atık, 1 ton çöp toplandı.

Konu ile ilgili açıklamalarda bulunan Didim Belediye Başkanı A.Deniz Atabay, “Didim’i daha temiz ve keyifle yaşanabilir bir kent yapmak adına çalışmalarımız devam edecektir. Çevre temizliği konusunda halkımızdan duyarlılık bekliyoruz. Önemli olan çevreyi temizlemek değil, kirletmemektir. Çevremize ve doğamıza sahip çıkalım” ifadelerini kullandı.

 

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın internet sitesinde 14 Aralık 2020 tarihinde yapılan bir duyuruda, Aydın Su Ürünleri Yetiştiricileri Üretici Birliği tarafından Aydın İli, Söke İlçesi, Taşburun Balıkçı Barınağı açıklarında kültür balıkçılığı tesisleri kurulması planlandığı kamuoyu ile paylaşılmıştır.

Bu proje için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporu hazırlanması sürecinde “halkı bilgilendirmek, görüş ve önerilerini almak” amacıyla 24 Aralık’ta Didim Batıköy Mahallesi’nde, 25 Aralık’ta Söke Doğanbey Mahallesi’nde halkın katılımı toplantıları gerçekleştirilmiştir.

Toplantılarda Batıköy ve Doğanbey Mahallesi sakinleri, bölgede kültür balıkçılığı tesisleri kurulmasına karşı olduklarını yetkililere bildirmiş, projeler halk tarafından protesto edilmiştir. Bölge halkı, Covid-19 sürecinde aniden gündeme getirilen bu projeyle bir oldu-bitti yapılmaya çalışıldığını belirterek, salgın ve tedbir koşullarında toplantı yapılmasını eleştirmiştir.

Sektör temsilcileri de projeye karşı olduklarını belirterek, konu ile ilgili olarak bugüne kadar herhangi bir şekilde bilgilendirilmediklerini belirtmiştir. Aydın İli Su Ürünleri Bölge Birliği ve S.S. Doğanbey-Tuzburgazı Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı Sn. Taner Karabaş’ın, “Birliğimiz, köyümüz ve yöre halkı olarak hiçbir bilgiye sahip değiliz. Bu yüzden bu yapılan toplantıya sonuna kadar karşıyız” ifadeleri basına yansımıştır.

Söke Belediye Başkan Vekili Sn. Mehmet Çınar ise, yetkililer tarafından toplantıya alınmadıklarını belirterek, “Doğanın katledilmesi istenmektedir. Çevreciler ve halk olarak bunu kabul etmiyoruz” şeklinde bir açıklama yapmıştır.

Didim ve Söke başta olmak üzere tüm Aydınlılar, sahilleri kirletecek, doğaya ve turizme zarar verecek, bölgenin tarih ve kültür varlığını yok edecek olan bu projeye karşı çıkmaktadır.

“Bakanlığın Didim Su Ürünleri OSB ile ilgili yanıtı, gerçekleri karartmayı amaçlıyor”

Bölge halkı ayrıca bu projenin, Didim’de kurulması planlanan “Su Ürünleri Organize Sanayi Bölgesi” için hazırlık amacıyla hayata geçirilmekte olduğunu belirtmektedir. Zira Aydın İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından 2018 yılında “Su Ürünleri Gelişme Eksenlerinin Belirlenmesi ve Su Ürünleri Organize Sanayi Bölgesi Kurulması Fizibilite Çalışması” başlıklı bir proje hazırlanmış Güney Ege Kalkınma Ajansı’ndan (GEKA) projeye destek sağlanmıştır.

Kısaca “Didim Su Ürünleri Organize Sanayi Bölgesi (OSB)” olarak adlandırılan proje kapsamında, su ürünleri üretimlerinin yapıldığı karasal ve denizel alanlarda bir sanayi bölgesi kurulması planlanmaktadır.

Konuyla ilgili olarak 21 Ağustos 2020 tarihinde Tarım ve Orman Bakanlığı’na sormuş olduğum önergeye verilen yanıtta ise kendi internet sitelerinde yayınlanan bu proje inkar edilmiş, “Su Ürünleri Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi kurulmasına yönelik Bakanlığımız Aydın İl Tarım ve Orman Müdürlüğümüze başvuru bulunmamaktır” ifadeleri kullanılmıştır. Oysa bu OSB’nin kurulmasına yönelik fizibilite çalışması bizzat Aydın İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilmiştir. Aydın İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün internet sitesinde 17 Ocak 2020 tarihinde yayınlanan bir haber de, Bakanlığın soru önergeme vermiş olduğu yanıtı yalanlamaktadır.

Nitekim AK Parti Aydın Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Sn. Rıza Posacı’nın geçtiğimiz Mayıs ayında yaptığı bir açıklamada, ilçedeki çevreci tepkileri eleştirerek, bu projenin “Aydın’ı zıplatacak” bir proje olduğunu vurgulaması dikkat çekicidir. Sayın Posacı, “Didim’deki Su Ürünleri OSB Projesi’ni de ötelemiş değiliz. Bu proje Aydın için çok önemli bir projedir” ifadelerini kullanarak, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından soru önergeme verilen yanıtın, gerçekleri karartmaya yönelik bir girişim olduğunu da ortaya koymaktadır. Bu durum, Aydınlıların kaygılarında haklı olduğunu göstermekte; kültür balıkçılığı tesisleri projesinin arkasında, Didim’de kurulması planlanan su ürünleri OSB’sinin yattığı izlenimini kuvvetlendirmektedir.

OSB kurulması halinde bu bölge ağır şekilde tahrip edilecek, sanayi tesisleri kurulacak, ayrıca denizde oluşturulacak balık çiftliklerinin lojistik hattı haline gelmesi, tarihi ve doğal varlıklara ağır zarar verecektir. Kurulacak olan balık çiftliklerinde kullanılan kimyasallar ve balıkların atıkları denizin yüzeyine de yayılmaktadır. İnsan sağlığını tehdit eden bu kirlilik aynı zamanda turizmin büyük darbe yemesine neden olacaktır.

Balık çiftlikleri ve Su Ürünleri OSB, Didim ve Söke’de ekosisteme ve insan sağlığına son derece olumsuz ve geri dönülmez zararlar verecektir. İktidar bir an önce bu yanlıştan dönmeli, Aydın’da tarım ve turizm gibi çevre ve doğa dostu iki büyük ekonomik değer varken bunları kısa vadeli rant ve çıkarlar uğruna yok edecek adımları atmaktan vazgeçmelidir.

 

 

 

BU PROJE NURHAK’I BİTİRİR

Nurhak’ta yaşam alanlarını yok edecek olan maden ocağı projesine ‘ÇED gerekli değildir’ kararı verildi. 5 köyün ortasına yapılmak istenen projeye tepki gösteren Nurhak Belediye Başkanı İlhami Bozan, “Nurhak bu kadar maden ocağını, HES’leri kaldıramaz, yok olur gider” diye konuştu.

Yurttaşın koronavirüs salgınıyla boğuşmasını fırsat bilen şirketleri, pandemi bile durduramadı. 1 hidroelektrik santral (HES), 3 maden işletmesi ve 1 taşocağının faaliyet gösterdiği Maraş’ın Nurhak ilçesinde şimdi de maden ocağı kurulmak isteniyor.

Mustafa Karagüllü tarafından 5 köyün ortasına, yaşam alanlarının dibine yapılmak istenen demir ve alüminyum maden ocağı projesine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) gerekli değildir’ kararı verdi.

Nurhak Belediye Başkanı İlhami Bozan, mevzuata karşı hileler ve yanlış bilgilendirmelerle ÇED kararı alındığını anlattı: “Bir yanda ikinci bir HES için çalışmalar devam ediyor ve biz bu durumla mücadele ederken şehrin göbeğine maden ocağı yapılmak isteniyor. Nurhak bu kadar maden ocağını, HES’leri kaldıramaz, yok olur gider.

Mevzuata karşı hileler ve yanlış bilgilendirmelerle ‘ÇED gerekli değildir’ kararı ve ruhsat alındı. Proje sahibi, aynı bölgede aynı proje kapsamında farklı ruhsat numaraları ile ayrı ayrı ÇED süreçleri işleterek, bütüncül çevresel etki değerlendirilmesi yapılmasını engellemekte. Bin 996 hektarlık bir alanda yeni bir maden sahası için ruhsat alan firma, ruhsat alanının tamamını çalışma alanı olarak göstermeyip sadece bir kısmını gösterip ÇED gerekli değildir kararı aldı.”

Maden sahasında 150 yıllık çadırların olduğunu ve yılın 8 ayında hayvancılık yapıldığını anlatan Bozan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bölgede yaşayan insanların, yaylacıların ve hayvanlarının maden çıkartmak için açılan kuyular ve patlamalar ile can güvenliği tehlike altına girecek. Meralar, tarım arazileri ve hayvansal üretim yok olacak. Endemik bir bitki türü olan ters laleler ve nesli tükenmekte olan Türk semenderinin de yaşam alanı yok olacak. Saha içinde insanların özel mülkiyet alanı bulunuyor. Vatandaşların mahkeme süreci devam ediyor.”

İktidarın desteği ve sermayenin eliyle yaşam alanlarını katleden santrallar gündemden düşmüyor. Sermayedarlar ceplerini doldururken yurttaşın payına susuz dereler, kirli hava, çölleşen topraklar düşüyor. HES’ler Karadeniz’in bağrına bir hançer gibi saplanırken filtresiz çalıştırılan termikler, usulsüzlüklerle dolu Sinop NGS projesi yaşanan talanın göstergesi. MMO’nun hazırladığı rapor da bu ekolojik kırımı gözler önüne seriyor.

İktidar ve sermaye el ele ülkenin dört bir tarafında irili ufaklı enerji santrallarıyla büyük bir çevre yıkımına neden oluyor. Makina Mühendisler Odası’nın (MMO) hazırladığı “Türkiye Enerji’de Nereye Gidiyor” adlı rapor yaşanan ekolojik yıkıma vurgu yapıyor.

İktidarın ‘enerji açığı’ argümanı uzmanlar tarafından boşa düşürülse de ülkenin dört bir tarafı enerji santrallarıyla kuşatılmış durumda. İktidar, ülkeyi rant ve talan projeleriyle kuşatmış, sermayeden desteğini esirgemiyor.

MMO tarafından hazırlanan raporda, Doğu Karadeniz’in bağrına adeta bir hançer gibi saplanan hidroelektrik santrallardan ÇED Raporu usulsüzlüklerle dolu Sinop Nükleer Güç Santralı Projesi’ne ve filtre tartışmalarıyla gündemden düşmeyen termik santrallara kadar birçok konu gündeme getirildi.

ÖZEL SEKTÖRÜN VAZGEÇİLMEZİ: HES’LER

‘Yenilenebilir enerji’ olarak kabul edilen HES’ler, Doğu Karadeniz’in yeşilini ve mavisini adeta bitirme noktasına getirdi. Raporda “Doğu Karadeniz’in bağrındaki bir hançer” olarak adlandırılan HES’lerin, elektrik üretim tesislerinin yapım ve işletilmesinin özel sektöre bırakılması ve teşvik edilmesiyle birlikte başladığına dikkat çekildi.

HES projelerinde yıkıma neden olan farklı bir konu da ÇED raporlarında projelerin havza bazında yapılmaması. Çok sayıda ardışık projeye izin verilen ÇED raporlarında kümülatif etkiler göz ardı ediliyor.

HES projeleri, suya erişim hakkını engellerken; ormanlara, tarımsal arazilere, sit alanlarına geri dönüşü imkânsız zararlar veriyor.

YEKDEM ŞİRKETLERE YARADI

s2010 yılında uygulamaya konan yenilenebilir enerji destekleme mekanizması (YEKDEM) ile HES furyası başladı. Şirketler, akarsular üzerine yaptıkları irili ufaklı HES’lerle doğayı talan etme yarışına girdiler.

2010 yılında akarsular üzerinde kurulu yani barajlı olmayan HES’lerin kurulu gücü toplamı 2.764,2 megawatt (MW) iken, bu toplam üç yıl içinde 2,2 kat artarak 2013’te 6.146,6 megawatta ulaşmıştı. Bu sayı 2020 Eylül sonu itibarıyla 7.912,7 megawatta çıkmış durumda.

YEKDEM’den yararlanan akarsu üzerindeki HES’lerin 2020 yılında toplam kurulu gücü 6.246,40 megawatt olup bu miktar tüm akarsulu HES’lerin 7.912,70 megawatt olan toplam kurulu gücünün yüzde seksenine yakın.

YÜKSEK FİYAT ALIM GARANTİSİ

Hidroelektrik santrallardan kilowattı 7,3 cent yani 60 kuruş gibi yüksek fiyatla alım yapılırken ülke genelinde bu ‘özel ve güzel’ destekten yararlanan HES sayısı ise 461.

ÇED RAPORLARI DOĞAYI KORUMUYOR

ÇED çalışmalarının ve raporlarının ‘yasak savmak’ için yapıldığına dikkat çekilen raporda şu ifadelere yer verildi: “Ülkemizde saha çalışmalarının çevreyi tanımak için bile yetersiz olan 3-6 ayda tamamlandığını göz önüne alırsak, ÇED uygulamalarında işin özünden çok uzak bir noktada kalındığı, olayın sadece bir yasak savmaktan ibaret olduğu görülmektedir.”

Ayrıca ÇED raporu iptal edilen projede ‘küçük’ değişiklikler sonucu yeniden ÇED olumlu kararları verildiği ve yargı kararlarının işlevsizleştirildiğine dikkat çekildi.

Raporda son olarak, “Ülkenin elektrik enerjisi ihtiyacını karşılamayan, firmaların yüksek kazanç beklentisi ile yüksek fiyatlı alım garantilerine odaklanan HES’lerden vazgeçmelidir” denildi.

ÇOK PARA KİRLİ HAVA

Özellikle pandemi sürecinde en çok konuşulanlardan biri de hava kirliliği oldu. Pandeminin ilk başlarında sokağa çıkma yasağına büyükşehirlerin yanı sıra Zonguldak ilinin eklenmesinin sebebi kentteki hava kirliliği oldu. Ülkede hava kirliliğinden eksi not olan illerin başında ise termik santralların bulunduğu yerler alıyor.

Geçen yıl, kül ve duman saçan termik santralların filtresiz çalışma süresinin 2 buçuk yıl uzatılması yaşam savunucularının itirazları sonucunda veto edilmişti. Veto kararının ardından santrallara yılsonuna kadar izin verilmiş, yeni yılda söz konusu 13 santraldan 5’inin tamamen, 1’inin kısmi olarak kapatılması, diğer 7 santraldan 4’üne geçici faaliyet belgesi verilmesi, 3 santrala ise gerekli çevre izinlerinin verilmesi kararı alınmıştı.

Ancak çalışmasına izin verilen santralların filtre ve baca gazı kükürt arıtma tesislerinin iyileştirilmesi-yenilenmesi ve gerekiyorsa azot arıtma sistemlerinin kurulması yönündeki çalışmalar tamamlanmadı, hatta bazılarında başlanmadı.

MEVZUATA AYKIRI ÇALIŞTIRILDI

MMO’nun raporunda ise dikkat çekilen nokta, çalıştırılmasına izin verilen santralların veya ünitelerin 8 Haziran 2019’dan itibaren geçerli olan salınım değerlerine uyum konusu oldu. İktidar çevresinden doyurucu bir açıklama yapılmadığı belirtilen raporda Çan Termik Santralı’nın baca gazı kükürt arıtma tesisinin yapımı devam ederken santrala çevre izni verildiğine dikkat çekildi. Yani, yürürlükteki mevzuata göre çalıştırılmaması gereken santrallar çalıştırılmaya devam edildi.

ATILAN ADIMLAR GÖZ BOYAMA

Haziran ayına gelindiğinde ise yılbaşındaki söylemlerin ve alındığı belirtilen önlemlerin sadece göz boyama amaçlı olduğunun belirginleştiği belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, haziran ayında yaptığı açıklamasında yaklaşık 142 milyon lira tutarındaki çevresel yatırımların tamamlandığını belirtmiş ve birçok termik santralın tekrar faal duruma geldiğini açıklamıştır. Ancak Bakan bu açıklamayı yaparken, toz filtrelerinin ve baca gazı kükürt arıtma tesislerinin iyileştirilmesi, azot oksit salımları için önlemler alınması yönünde çalışma olup olmadığı, varsa bunların tamamlanıp tamamlanmadıkları ve eğer tamamlanmamış ise çalıştırılmalarına hangi yasal dayanak ile devam edildiği yönünde herhangi bir bilgi vermemiştir.”

FİLTRELER BELİRSİZLİĞİNİ KORUYOR

Haziran ayında geçici faaliyet belgesi verilen santrallarda kuru soğurucu püskürme kullanıldığı belirtilen açıklamada kükürt tutma verimi yüzde 50-80 arasında olan bu sistemin kullanılan kömürün özellikleri açısından amaca ne kadar uygun olduğunun, uzun süreli çalışmada çevre mevzuatı sınır değerleri açısından yeterli olup olmayacağının belirsiz olduğuna dikkat çekildi.

ÇEVREYİ KİRLETME HAKKI VERİLDİ

Raporunda devamında şu ifadelere yer verildi: “Konunun topluma anlatıldığı gibi sadece bir ‘filtre’ ile sınırlı olmadığı, bugüne kadar yapılan ve yapılmak istenilen şeyin, bu tesisleri, çevre mevzuatında yer alan çevreye verilen zararları azaltıcı ve sınırlayıcı yükümlülüklerin tümünden muaf tutma gayreti olduğu açıktır. Bu durum, esasen söz konusu tesislere her açıdan ‘çevreyi kirletme hakkı’ verilmesi anlamına gelmektedir.

Raporda ayrıca termik santrallara ilişkin denetimlerin açık ve şeffaf olması gerektiğine; denetimlerin TMMOB, TTB ile çevre örgütlerinin katılımıyla yapılması gerektiğine dikkat çekildi.

NÜKLEERDEKİ ISRAR SİYASİ

Raporda dikkat çekilen diğer bir konu ise Sinop Nükleer Güç Santralı (NGS) oldu. Sermayenin isteklerini geri çevirmeyen iktidarın en ‘prestijli’ projelerinden birisi de ‘kimin yapacağı dahi belli olmayan’ Sinop NGS. Toplumun yararını değil, şirketlerin çıkarı için hayata geçirilmeye çalışan Sinop NGS, ülkenin kucağına bırakılmış adeta bir bomba.

İktidarın NGS projelerindeki ısrarın siyasi olduğuna dikkat çekilen raporda, “Amaç, söz konusu yatırıma ihtiyaç olup olmadığını dikkate almaksızın; esas olarak yatırımın yapım ve işletmesinin büyük bütçelerinden edinilen yüksek tutarlı kazançların siyasal iktidara yakın olan şirket ve kurumlara çeşitli yöntemlerle aktarılmasıdır” dendi.

Raporda projenin maliyetinin yanlış hesaplandığı ilişkin de çarpıcı veriler yer aldı: “ÇED Raporu’nda, projenin maliyeti 20 milyar ABD doları olarak ifade edilmektedir. Belirtilen 20 milyar dolar yatırım tutarı, bu tutarı belirleyen ancak daha sonra yaptıkları ayrıntılı çalışmalarla ilk öngörülerinin tamamen hatalı olduğunu, yatırım tutarının 44 milyar dolar mertebesine vardığını hesaplayan ve bu nedenle projeden çekilen Japon yatırımcı grubunun hatalı ilk tahminidir.

Ayrıca tesisin ilk kuruluş ve işletme maliyetleri, atıklar, ekonomik ömrü bittiğinde veya kapatıldığı zaman söküm maliyetleri vb tüm doğrudan ve dolaylı maliyetleri içeren yatırım tutarı göz önünde bulundurularak yürütülmediği için de ÇED raporu geçersizdir.”

Raporda tüm bu bilgiler ışığında Sinop NGS’ye elektrik ihtiyacının karşılanması bakımından ihtiyaç olmadığı ve enerjide dışa bağımlılığı artıracağı belirtildi.

NGS’de ülkeyi dışa bağımlı hale getirecek bir konu da yakıt. NGS’de kullanılacak olan yakıt işlem geçmiş uranyum. Ancak ülkede uranyum madenciliği yapılsa dahi uranyumu işleyerek nükleer yakıt haline getirecek tesis ve bu tesisi kurabilecek teknoloji mevcut değil. ÇED raporunda da ifade edildiği üzere santralde kullanılacak yakıt yapılacak anlaşmalar neticesinde yurt dışından temin edilecektir.

Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda yakıtı yurt dışından temin edilen ve ürettiği elektriğin bedeli 20 yıl boyunca yabancı para ile yabancı ortaklı şirkete ödenecek olan Sinop NGS’nin “dışa bağımlılığı en alt düzeye indirmesi” olanaklı değildir.

NGS’deki diğer aykırılık ve hatalar raporda şöyle sıralandı:

■ ÇED raporu gerçeklere değil, kabullere ve varsayımlara dayanmaktadır.

■ Sinop NGS kuruluş yeri olarak öngörülen 1.005,8 hektar alan için NGS Yer Lisansı bulunmamaktadır.

■ ÇED raporunda, SİNOP NGS’ye yapılacak reaktörlerin tipinin ATMEA1 olacağı belirtilmiştir. Oysa, kesinleşmiş bir proje, ortakları belli bir yatırımcı şirket yoktur ve teknoloji ve reaktör tip seçim ve tercihleri yapılmamıştır. Bu tür reaktörün kullanılacağına hangi merci, hangi yetki ile, hangi ölçütlere göre, ne gerekçe ve beklenti ile karar vermiştir?

■ ÇED raporunda, “Atık yakıt 60 yıl boyunca proje sahasında biriktirilecek sonra Türkiye tarafından imha edilecek” denilmektedir. İmha tesisinin nasıl yapılacağı ve maliyeti, ÇED raporunda dikkate alınmamış, santral maliyeti içerisinde hesaba katılmamış ve ülkeye neye mal olacağı açıklanmamıştır. Dolayısı ile bu ÇED Raporu yanıltıcı belge niteliği taşımaktadır.

■ ÇED Raporu’nda soğutma suyu denizden alınacak ve 7 derece artı sıcaklıkla denize deşarj edilecektir denilmektedir. Artan bu 7 derecenin deniz yaşamına etkisi ve deşarj edilen soğutma suyu içerisindeki kimyasallar ve etkileri ÇED Raporu’nda açıklanmamıştır.

HAYALİ BİR PROJE

Japon tarafın çekilmesinin ardından projenin tek yatırımcısı olarak gözüken EUAS International ICC ise Merkezi Jersey Adaları’nda bulunan ve kamuya ait bir kurumun Türkiye’deki mali kurallar ve denetim dışında hareket edebilmesini sağlamak amacıyla kurulmuş bir şirket. Raporda bu şirkete ilişkin şu ifadeler yer aldı: “EUAS International ICC, bir nükleer santral kurma için gerekli bilgi, beceri ve maddi kaynağa sahip değildir.”

SANTRALA GERÇEKTEN GEREK VAR MI?

Sinop NGS’nin ÇED Raporu’nda Türkiye’nin elektrik üretiminin arttığı ve bu talebi karşılamak üzere projenin gerekliliğine ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor. ÇED raporunda 2018’den beri yıllık 300 milyar kilowatt olan tüketimin 2023 yılında 385 milyar kilowatta çıkacağı belirtiliyor. Raporda bu öngörünün hayatın olağan akışına ve bilimsel kabullere aykırı olduğu ve talebin üç yılda yüzde 28 artmasının olanaklı olmadığına dikkat çekildi.

Yine ÇED raporunda enerjide dışa bağımlılığın azalacağı ifadeleri hatırlatılan raporda, belirtilenin aksine dışa bağımlılığı arttıran, enerji arz ve temin güvenliğini sekteye uğratan bir proje olduğu belirtildi.

Arşivler