BAŞKA BİR AÇIDAN PANDEMİ | Didim Özgürses
Bookmarks

     Her şeyin, anlamdan ve değerden yoksun olduğunu savunan bir felsefi görüşün adıdır, Nihilizm. Diğer bir tanımla, hiççilik, yokçuluk. Nihilistler Tanrı’nın varlığını, iradenin özgürlüğünü, bilginin imkânını, ahlâkı ve tarihin mutlu sonunu reddederler.

Bir yandan yerleşik toplumsal düzene başkaldırmayı temsil eder. 19. Yüzyılın ortalarında Rusya’da yayılan Nihilizm, Friedrich Nietzsche, Ludwig Andreas, Albert Camus, Sartre, Arthur Schopenhauer ünlü Nihilistlerdir. Neyzen Tevfik ise ünlü bir Türk Nihilistidir .

      “Bindik bir alamete, gidiyoruz selamete.” dedirtircesine, yaşamakta olduğumuz bu günlerde; bilen, bilmeyen herkes her şeyi söylüyor. Derler ya, ağzı olan konuşuyor. İnsanlar büyük bir karamsarlık içinde kaygılar büyüterek bir bilinmeze sürükleniyor. Süreç Nihilistleri haklı çıkaracak bir yönde gelişiyor. Ne kadar “Normalleşme” adı konmuş olsa da yaşadığımız günler, yarınlara meçhul bir gidişle akıyor. “Değer ve amaç” yoksunluğu anlamına gelen Nihilizm bilimsel verileri de hiçlik olarak değerlendirirler. Bir iğne ucundan binlerce kez küçüklükte bir virüsün teslim aldığı insanlık, şartlanmış çaresizliğin pençesine düşmüş bir durumda. Her gün yeni mutasyonlarla şekil değiştiren ve yok edilmesi olanaksız hale gelen bu virüsün tutsaklığından ne zaman kurtulacağımız konusunda umut verici  açıklamalar duyamıyoruz. Aşılar umut gibi görünüyor, ama aşıların; “oluşum süreçleri yeterli aşamalardan geçmediği, üretilen çeşitli aşıların hangisinin tercih edilmesi gerektiği, yoksul ülkelerin aşı bulmakta zorlandığı için dünyanın tam bağışıklık kazanmasının mümkün olmadığını ve bu yüzden hastalığın yok edilemeyeceğini ve tehlikenin hiçbir zaman geçmeyeceği, aşı yapılanların bile birkaç zaman sonra bağışıklıklarını yitirecekleri” gibi karamsarlık çığırışları sosyal medyayı meşgul ediyor. Vesselam yaşam biçimimiz eski durumuna dönemeyeceğimiz şekilde değişmiş durumda. Yaşamımızdaki her şey bir “hiç”liğe doğru gidiyor.

    Diğer yandan, pek gündeme düşmese de bazı görüşlere göre, konuyu “Öjenizm”e de  getirenler var. 

     Yıllar önce rastladığım bir magazin dergisinde ayrıntılarıyla okuduğum yazıdaki iddiaya göre; “Son yüzyılda Doğu toplumlarında ailelerin erkek çocuk sahibi olma isteğinin artması üzerine, tıptaki gelişmeler erkek nüfusunun olağanüstü çoğalmasına neden oldu. Bunu gören dünyanın egemen güçleri, bu fazlalık erkeklerin bir bölümünü terörist olmaya yönlendirirken, diğer bölümünü de silahlı devlet gücü haline getirip birbirine kırdırma planını hayata geçirmiştir.” deniliyordu. Ne kadar doğruysa…

   İnsan soyunun genetik yardımıyla iyileştirilmesini, insanın zayıflığı olarak kabul edilebilecek şeylerin düzeltilmesini amaçlayan sosyal bir anlayış olan  Öjenizm. Tanımındaki masumiyetten çok uzakta yeryüzü acılarının kaynağı olmuştur.  Hızla artan insan nüfusunun yeryüzü için bir tehlike olduğunu düşünen varsıllar, dünya nüfusunun artışını engelleme çalışmalarına milyar dolarlar harcarken,  öte yandan fütursuzca,  insanların yarıdan fazlasını çeşitli yöntemlerle ortadan kaldırarak kendilerine daha rahat  yaşayabilecekleri bir dünya yaratmak istedikleri çeşitli şekillerde ifade edilmektedir. İşte; Soner Yalçın’ın Saklı Seçilmişler kitabında bir diz aile adı sıraladıktan sonra; “ Saklı seçilmiş aileler var, dünyalarını sizinle paylaşmak istemiyorlar. Onları siz seçmediniz, yok etmek için onlar sizi seçti! (Sayfa:472)

     İnsan, yaşamımızı alt üst eden “PANDEMİ” de  “Yaşadıklarımız, bu yok etme projesinin bir parçası mı? “diye düşünüyor.

Arşivler