Eylül | 2020 | Didim Özgürses

Bookmarks

Aylık arşiv: Eylül 2020


Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi Milli Kütüphanedeki eksilen yaklaşık 20 bin kitabın olduğunu ortaya koyarak, “2018 yılına göre Milli Kütüphane kitap sayısı 2019 yılında 19 bin 737, kitap dışı materyal sayısı da 11 bin 689 azaldı. 20 bin kitap kayıp! TUİK talimatı yanlış anlamış, işsizlikle enflasyonu düşük göstereceğine Milli Kütüphanedeki kitap sayısını düşük göstermiş” dedi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş İlgezdi Tüik tarafından açıklanan 2019 Kütüphane İstatistiklerine göre Milli Kütüphane’de 2019 yılında eksilen 20 bin’e yakın kitabı Meclis gündemine taşıyarak, Kültür ve Turizm Bakanına soru önergesi verdi.
CHP’li İlgezdi, 2018 yılında Milli Kütüphane envanterinde 1 milyon 463 bin 488 kitap olduğunu belirterek bu sayının 2019 yılında 19 bin 737 düşerek 1 milyon 443 bin 751 olmasını mantıklı hiçbir açıklamasının olmadığını ifade etti. İlgezdi Milli Kütüphanenin 2018 yılı kitap dışı materyal envanterinin de 197 bin 216’den 185 bin 527’e düştüğünü ortaya koydu.
110 BİN YENİ ÜYE
20 bin kitabın eksildiği Milli Kütüphane de başka bir şaşırtıcı istatistikte kayıtlı üye sayısında gerçekleştiğini belirten İlgezdi, “2018 yılında 23 bin 747 olan kayıtlı üye sayısı 113 bin 267 artarak 137 bin 14 olmuş. Bu artışın sebebi de açıklanmalıdır” diye konuştu.
HALK KÜTÜPHANELERİNDEN 800 BİN KİTAP GİTTİ AMA ENVANTER ARTTI
Genel Başkan Yardımcısı İlgezdi halk kütüphanelerini istatistiklerinin de kafaları karıştırdığını belirterek, “Ankara Adnan Ötüken İl Halk Kütüphanesi’ndeki yaklaşık 800 bin eser Millet Kütüphanesine taşındığı halde 2019 yılında halk kütüphanelerindeki kitap artışı 775 bin 967 olmuştur. Bu istatistiğe göre 2019 yılında halk kütüphanelerine 1 milyon 500 binden çok kitabın satın alınması ve/ veya bağışlanması gerekmektedir” dedi.
HALK KÜTÜPHANESİ SAYISI HALA 2003’TEN DÜŞÜK
“Kütüphane istatistikleri AKP’nin kültür politikasını da ortaya koymaktadır” diyen Gamze Akkuş İlgezdi, 2003 yılında bin 350 olan kütüphane sayısının, 2019 yılında bin 1 182’ye gerilediğini ifade etti.
OKULLARIN YÜZDE 54’ÜNDE KÜTÜPHANE YOK
CHP’li İlgezdi Millî Eğitim Bakanlığının açıkladığı son resmi rakamlara göre Türkiye genelinde 66 bin 849 okul olduğunu vurgulayarak, “TUİK verilerine göre bu okullardan yalnızca 30 bin 618’inde kütüphane bulunuyor. Başka bir ifadeyle Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okulların YÜZDE 54’ÜNDE kütüphane yüzü görmeyen binlerce öğrenci eğitim görüyor, bu öğrencilerin ne derecede bilimsel ve analitik eğitim aldıkları ise ayrıca tartışma konusu” dedi.

Oruç Reis Araştırma Gemisi‘nin AKP’li Binali Yıldırım’ın yakın arkadaşı Salih Zeki Çakır’a ait olan Oras Denizcilik Şirketi tarafından 4.7 milyon dolara işletildiği ortaya çıktı. Gemi için yapılan ihaleleri yerli şirketlerin almasına rağmen tüm ödemeler dolar üzerinden yapıldı ve harcanan para 11 milyon doları buldu.
Türkiye’nin ilk yerli ve milli araştırma gemisi olarak adlandırılan Oruç Reis Araştırma Gemisi’ni Binali Yıldırım’ın yakın arkadaşı Salih Zeki Çakır’a ait bir şirket tarafından milyonlarca dolar karşılığında işletildiği ortaya çıktı.
Kamu İhale Bülteni’nde yer alan bilgilere göre, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA), 30 Mayıs 2019 tarihinde Oruç Reis Araştırma Gemisi’nin iki yıl boyunca işletilmesi için bir ihale düzenledi.
İhaleyi, Binali Yıldırım’ın yakın arkadaşı olduğunu bilinen ve uzun yıllardır eski iş ortağı olduğu da iddia edilen Salih Zeki Çakır’ın sahibi olduğu Oras Denizcilik ve Ticaret Limited Şirketi aldı.
İHALE BEDELİ 4.7 MİLYON DOLAR
MTA, 18 Haziran 2019 tarihinde, Oras Denizcilik Şirketi’nin Oruç Reis Araştırma Gemisi’ni 1 Temmuz 2019 ile 1 Temmuz 2021 tarihlerinde arasında iki yıl boyunca işletmesi için bir sözleşme imzaladı. Sözleşmeye göre, Oruç Reis Araştırma Gemisi’ni işleten Oras Denizcilik Şirketi’ne tam 4 milyon 775 bin dolarlık ödeme yapıldı. Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yer alan bilgilere göre ise Oras Denizcilik Şirketi’nin iki ortağı bulunuyor. Şirketin yüzde ellilik hissesi Binali Yıldırım yakın arkadaşı Salih Zeki Çakır’a ait iken geriye kalan yüzde ellilik hissesi ise Salih Zeki Çakır’ın oğlu Çağrı Cihan Çakır’a ait görünüyor. MTA, 2019 yılında Oruç Reis Araştırma Gemisi için dört ayrı hizmet alımı ihalesi düzenledi. Ancak ihalelerin ardından imzalanan tüm sözleşmelerde şirketlerin Türkiye merkezli olmasına rağmen ödemeler dolarla yapılıyor. MTA’nın sadece geçen yıl düzenlediği dört ayrı hizmet alımı ihalesinin bedeli yaklaşık 11 milyon dolara ulaştı.
Aynı zamanda da İMEAK Deniz Ticaret Odası Meclis Başkanı da olan Salih Zeki Çakır, geçen yıl yakın arkadaşı AKP’li Binali Yıldırım’a Denizcilik Üstün Hizmet Beratı verdi.
MİLYONLARCA DOLAR ÖDENDİ
♦ MTA’nın 2019 yılında Oruç Reis Araştırma Gemisi’nin işletilmesi için yaptığı ihaleyi 4 milyon 775 bin dolara Oras Denizcilik Şirketi, 3 Temmuz 2019 tarihinde Oruç Reis Araştırma Gemisi İçin Koruma Gemisi Hizmet Alımı ihalesini de Aras Romorkör Şirketi 2 milyon 327 bin dolara aldı.
♦ 11 Temmuz 2019 tarihinde ise MAT, “Oruç Reis Araştırma Gemisi 2b/3b Sismik Operasyon Ve İşbaşı Eğitim Hizmet Alımı” adı altında bir ihale daha düzenledi. Bu ihaleyi de 2 milyon 588 bin dolara Horizon Global Enerji ve İleri Teknolojiler Anonim Şirketi kazandı.
♦ MTA 17 Aralık 2019 tarihinde de Oruç Reis Araştırma Gemisi İçin Takip Gemisi Hizmet Alımı için bir ihale düzenledi. Bu ihaleyle de yine dolar üzerinde ödeme yapılırken MTA kasasından Aras Romorkör Şirketi’ne tam 1 milyon 149 bin dolar ödendi.

Eski Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in, başkalarına tavsiye ettiği avukatı Esennur Ezgi’nin avukatlık ücretini de ödemediği ortaya çıktı. Eski Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Melih Gökçek, avukatı Esennur Ezgi’ye avukatlık ücretini ödemeyince davalık oldu.
Anayurt’tan Demet Aran’ın haberine göre, 29 Ağustos 2017’de noter aracılığı ile Gökçek’e ihtar çeken Ezgi, alacaklarını tahsil edemeyince Bakırköy 9. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde belirsiz alacak davası açtı. Mahkeme, Ezgi’nin Gökçek adına takip ettiği yaklaşık 2 bin dosyanın görüldüğü mahkemelere müzekkere göndererek tespit istedi. Davanın ilk duruşması 6 Ekim’de Bakırköy’de görülecek.
GÜVENLİK, AVUKATI EVE ALMADI
Dosyada Ezgi’nin Gökçek’e SMS, WhatsApp, Twitter ve mektup gibi araçlarla ulaşmaya çalıştığı ancak ulaşamadığı, randevu taleplerinin özel kalem tarafından reddedildiği bilgisi yer aldı. Üstelik Ezgi, Gökçek’in kapısına kadar gitti ancak burada da güvenlik kendisini eve sokmadı.
BİN 627 ŞİKAYET
Ezgi, vekalet ilişkisi bulunduğu süre içerisinde Gökçek adına en az bin 627 şikayette bulundu. Bu şikayetlerden 604’ü için de dava açıldı.
Gökçek, Ezgi ile vekalet ilişkisi olduğu dönemde Twitter’dan da Ezgi’yi tavsiye ettiğine ilişkin paylaşımlar yapmıştı. Ezgi de yine Twitter’da Gökçek’i etiketleyerek “Sayın Başkanım, #ProvokatörMelihGökçek hashtagı ile ilgili tüm tweet atanlar kayıt altına alındı ve alınmaya devam ediyor” paylaşımında bulunmuştu.
Ezgi, vekalet ilişkisi bulunduğu dönemde Gökçek’in neredeyse tüm paylaşımlarını kendi hesabından paylaşıyordu. Gökçek’e sık sık, “Başkanım” diye hitap eden Ezgi, şimdilerle ise avukatlığını yaptığı kişilere ilişkin sosyal medyadaki paylaşımların altına “ihtarnamedir” şeklinde yanıtlar veriyor.


Didim Belediye Başkanı A.Deniz Atabay hakkında ortaya atılan ahlaksız ve çirkin iftiralara bir tepkide Atatürkçü Düşünce Derneği Didim Şubesinde geldi.
Atatürkçü Düşünce Derneği Didim Şubesi üyeleri, Didim Belediye Başkanı A.Deniz Atabay’ı makamında ziyaret ederek destek oldular. ADD Didim Şubesi Üyeleri, Didim’in hakkını savunmak için Başkan Atabay’ın rant çeteleri ile verdiği mücadelede yanında olduklarını belirttiler.

Desteklerinden dolayı Atatürkçü Düşünce Derneği Didim Şubesi üyelerine teşekkür eden Başkan Atabay, “Didim halkının hakkını kimseye yedirmeyeceğim. Görevde olduğum süre boyunca rant çeteleri ve kanunları hiçe sayan illegal yapılanmalarla hukuk çerçevesinde mücadelemi sürdüreceğim. Asla diz çökmeyeceğim” ifadelerini kullandı.


Didim Rumelili Romanlar Derneği yönetimi ve üyeleri Didim Belediye Başkanı A.Deniz Atabay’ı ziyaret etti.
Bazı sosyal medya platformlarında ve basın kuruluşlarında Başkan Atabay’a yönelik yapılan karalama ve çirkin haberleri kınayan Didim Rumelili Romanlar Derneği, Didim Belediye Başkanı A.Deniz Atabay’ı makamında ziyaret ederek haklı mücadelesinde yanında olduklarını belirttiler.
Didim Rumelili Romanlar Derneği yönetimi ve üyelerine desteklerinden dolayı teşekkür eden Didim Belediye Başkanı A.Deniz Atabay; “Göreve geldiğim günden bu yana Didim’de rant çetelerine geçit vermedim, vermeyeceğim, Didim’i kendi çıkarlarına göre rant merkezine dönüştürmeye çalışanlarla geçit vermediğim için ahlaksızca iftiralarla karşı karşıya kaldım. Ne yaparlarsa yapsınlar beni yıldıramazlar. Mücadelemi hukuk çerçevesinde sürdüreceğim” dedi

DEVLETE AİT YURTDIŞI ŞİRKETLERİNDEKİ GENEL MÜDÜRLERİN ÜCRETLERİ, ‘KİŞİSEL VERİ’ DENİLEREK GİZLENİYOR
Devlete ait, Boru Hatları ile Petrol Taşıma Anonim Şirketi (BOTAŞ) ve Elektrik Üretim Anonim Şirketi (EÜAŞ) kurumlarının, yurtdışındaki şirketlerinin genel müdür maaşlarının kişisel veri kapsamında değerlendirilerek açıklanmadığı ortaya çıktı. CHP Zonguldak Milletvekili ve Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) Komisyonu üyesi Deniz Yavuzyılmaz, “Kamuya açık olması gereken bu bilgileri halk adına denetim yapan milletvekillerinden neden saklıyorsunuz? Bu genel müdürler eliyle işletilen yurtdışı şirketleri, KİT’lerin kara deliklerine dönüşmüş durumda” dedi.
Yavuzyılmaz, Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) EÜAŞ International – ICC ve Jersey adasında bulunan BOTAŞ International şirketlerinin genel müdürlerine 2019 yılında ödenen güncel ortalama aylık maaşları sordu. CİMER’den gelen yanıtta, genel müdür maaşlarının kişisel veri olarak tanımlandığına dikkat çekilerek müdürlerin maaş bilgilerinin bilgi edinme hakkı kapsamı dışında kaldığı ifade edildi. Yavuzyılmaz, ETİ Maden İşletmeleri Günel Müdürlüğü’ne bağlı yurtdışı şirketleri ve alt şirketlerindeki genel müdürlerin 2020 yılı güncel maaşlarını da TBMM’ye önerge vererek sordu. Yavuzyılmaz’a gelen yanıtta, “Yurtdışındaki şirketler bulundukları ülke mevzuatına göre kurulmuş olup şirketlerin genel müdür maaş ve sosyal hakları, faaliyette bulunulan ülkenin şartları dikkate alınarak bu şirketlerin yönetim kurulu tarafından belirlenmektedir” denildi.
‘119 BİN LİRA MAAŞ’
Yavuzyılmaz, “Eti Maden’in yurtdışı şirket genel müdürlerinin ayda 13 bin 500 Avro maaş aldığını yaptığım araştırmalarla belgelemiş ve kamuoyuyla paylaşmıştım. 2018 yılı üzerinden hesaplasak bugünün kuruyla (8.82) Eti Maden’in yurtdışı şirket genel müdürleri aylık maaşı 119 bin TL oluyor. Bu genel müdürler kira yardımı, araç ve şoför tahsisi, limitsiz kredi kartı ve ikramiye almaya da devam ediyor. Sayıştay raporlarına göre, yüzde 100 hissesi devlete ait olan yurtdışındaki bu şirketlerin yaptıkları harcamaları denetleyen bir mekanizma yok. Bu genel müdürler eliyle işletilen yurtdışı şirketleri, KİT’lerin kara deliklerine dönüşmüş durumda” diye konuştu.
‘DENETİM ENGELLENİYOR’
EÜAŞ ve BOTAŞ’a ait yurtdışı şirketlerinin genel müdür maaşlarını da tespit etmek istediğini anlatan Yavuzyılmaz özetle “Jersey adasında evrak üstünde kurulan bu şirketlerin genel müdürlerinin yurtdışında yaşayıp yaşamadıkları bile belli değil. Bakanlıktan gelen ilk yanıtlar, talep ettiğim maaş tutar bilgilerinin milletvekillerinden saklandığını ortaya koydu. Nitekim gelen yanıtta, bu genel müdürlerin sektördeki diğer mevkidaşlarıyla aynı seviyede maaşlar aldığı yazıyor, hiçbir şekilde rakam belirtilmiyordu. Bu kaçamak yanıtla KİT komisyonu üyelerinin denetimi de bakanlık tarafından engellenmiş oluyordu. Uydurma bahane gerekçe gösterilerek talep ettiğim maaş tutarı bilgileri yine açıklanmadı. Devlete ait kurumlarda çalışan memur ve işçi tüm personelin maaş bilgileri kamuya açık olduğu halde, bu genel müdürlerin maaş tutarları gizleniyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Fatih Dönmez’e soruyorum: Devlete ait bu kurumlardaki genel müdür maaşlarının açıklanmamasının özel hayatın gizliliğiyle ne ilgisi var” dedi.

Türkiye İstatistik Kurumu 2020 yılı Ağustos ayı Motorlu Kara Taşıtları İstatistiklerini yayımladı. Bu kapsamda TÜİK Denizli Bölge Müdürü Özer COŞKUN tarafından verilen bilgiye göre Aydın ilinde;
Toplam araç sayısı 469 128’e ulaştı
2019 yılı Ağustos ayında toplam araç sayısı 454 251 iken, 2020 yılı Ağustos ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %3,3 oranında bir artış göstererek 469 128’e ulaştı.
Otomobil sayısı %2,2 arttı
Otomobil sayısı 2020 yılı Ağustos ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %2,2 artışla 186 755’e ulaştı. Aydın’daki araçların türlerine göre dağılımı incelendiğinde; 186 755 adet otomobil, 10 601 adet minibüs, 2 918 adet otobüs, 71 573 adet kamyonet, 9 057 adet kamyon, 137 860 adet motosiklet, 49 590 adet traktör ve 774 adet özel amaçlı araç bulunduğu görülmektedir.
Oransal olarak en fazla artış %7,4 ile özel amaçlı taşıtlarda gerçekleşirken, adet bakımından da en fazla artış 6 728 adet ile motosiklette gerçekleşti.
11 953 aracın devri(1) yapıldı
2020 yılı Ağustos ayında Aydın’da toplam 11 953 taşıtın devri yapıldı. Taşıt türüne göre devri yapılan araçlar içinde ilk sırada 7 247 adet ile otomobil yer alırken, ardından 2 282 adet ile kamyonet, 1 467 adet ile motosiklet, 517 adet ile traktör, 242 adet ile minibüs, 136 adet ile kamyon, 49 adet ile otobüs ve 13 adet ile özel amaçlı araçlar geldi.
1 922 aracın trafiğe kaydı yapıldı
2020 yılı Ağustos ayında toplam 1 922 aracın trafiğe kaydı yapıldı. Trafiğe kaydı yapılan araçlar türlerine göre incelendiğinde, ilk sırada 1 149 adet ile motosiklet yer alırken, ardından, 478 adet ile otomobil, 169 adet ile kamyonet, 89 adet ile traktör, 24 adet ile kamyon, 11 adet ile özel amaçlı araçlar ve 2 adet ile minibüs geldi.

Gürer: “Ulusal Süt Konseyinde tepki istifası, üreticinin sesidir”
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, yıl sonu enflasyonunun yüksek çıkmasına neden olacağı gerekçesiyle çiğ süt referans fiyatının artırılmamasının üreticinin belini büktüğünü söyledi. Ömer Fethi Gürer, “Enflasyon artışında günah keçisi süt üreticisi mi?” diyerek tepki gösterdi.
Yem fiyatları 10 ayda yüzde 20 artarken, çiğ süt fiyatının yerinde saymasının, pandemi koşullarına rağmen üretim yapmaya çalışan süt üreticilerini derinden yaraladığını belirten Ömer Fethi Gürer, “İktidar, çiğ süt referans fiyatının artırılmasını engelleyerek, süt üreticisini mağduriyetlerini katlıyor” dedi.
Çiğ süt fiyatlarının artırılmaması için AKP iktidarının Ulusal Süt Konseyi’nin üzerinde baskı oluşturduğunu belirten Ömer Fethi Gürer, “ Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği Başkanı Kemal Özcan, Konsey’den istifa etmesi bu bağlamda önemli bir gelişmedir. Açıklamasında sanayicinin üreticiye zorunlu yem dayatmasının da dikkate değer bir iddia” olduğunu söyledi.
GÜRER, SÜT SEKTÖRÜNDE YAŞANAN SORUNLARI DEĞERLENDİRDİ
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, süt üreticilerinin fiyat artışı beklentisi ve sektörde yaşanan sorunlarla ilgili değerlendirmelerde bulundu.
YEME YÜZDE 20, ÇİĞ SÜTE SIFIR ZAM
Son olarak geçtiğimiz yıl Aralık ayında Ulusal Süt Konseyi’nin çiğ süt referans fiyatını 2.30 TL olarak açıkladığını anımsatan CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, aradan geçen 10 aylık süre zarfında sadece yem fiyatlarına yüzde 20 zam geldiğini dikkat çekti. Ulusal Süt Konseyi toplantısında fiyat ayarlaması beklenirken fiyat değişmemesinin büyük tepki yarattığını söyledi.
SÜT ÜRETİCİSİ 3 TL İSTİYOR
Yem haricindeki ahır giderleri, veteriner hizmetleri ve bakımı gibi diğer girdiler de hesaplandığında, maliyet artışının yüzde 50’lere vardığını ifade eden CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Bir taraftan artan maliyetler, diğer yandan pandemi sürecinin getirdiği olumsuzluklarla mücadele eden süt üreticileri, en azından girdi fiyatlarındaki artış dikkate alınarak, çiğ süt referans fiyatının 3 TL’ye çıkarılmasını beklemektedir. Ulusal Süt Konseyi, başkanlığın baskılaması ile zor koşullarda üretim yapan süt üreticisinin taleplerine kulak tıkamıştır” şeklinde konuştu.
ENFLASYONUN DÜŞMESİ SÜTE BAĞLIYSA VAY ÜLKENİN HALİNE!
Çiğ süt referans artış fiyatlarının, yıl sonu enflasyonunun yüksek çıkmasına neden olacağı gerekçesiyle açıklanmadığı yönündeki iddialara da değinen CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Genel kanı iktidarın çiğ süt fiyatının artışını engelleyerek, enflasyon rakamlarını düşük tutmayı hedeflediğidir. AKP iktidarı, bu tavrıyla üreticiyi, tüketiciyi korumak ve desteklemek şöyle dursun, onları enflasyon artışının günah keçisi ilan etmekten de geri kalmamaktadır. Çiğ süt fiyatıyla enflasyon artıyorsa vay bu ülkenin haline!” ifadelerini kullandı.
YEM FİYATLARI KONTROL ALTINA ALINMALI
17 milyondan fazla sığır, 185 bin manda ve 48 milyon civarında küçükbaş hayvan varlığına sahip olan ülkemizde yıllık 23 milyon tona yakın süt üretiminin yapıldığına dikkat çeken CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Döviz artışı ve yem ham maddesi ithalata bağlı olduğu için fiyatları önemli ölçüde etkiledi. Üreticiye yeterli destek verilmiyor. Üreteni, işleyip pazara sunanı ve tüketeni bir ürün için dert yanıyorsa orada ilk düğme yanlış iliklenmiş olmasının etkisi var. Burada esas olması gereken üretimi sağlayan hayvan sahibinin girdi fiyatlarını düşürüp maliyeti düşük kılmaktır. Bunu sağlamakta mevcut Cumhurbaşkanlığı yönetiminin görevidir. Özellikle yem fiyatları mutlak surette kontrol altına alınmalıdır, İktidar yalnız çiğ süt fiyatını engelleyerek süt sektörünün sorunlarını yok sayamaz aksine bu sorunları artırır. Türkiye’de süt yem paritesi; süt fiyatı kesif yem fiyatına bölünerek hesaplanmaktadır. Süt üreticisi gelir, gider hesabını buna göre yapmaktadır. Türkiye’de süt: kesif yem paritesi yıllardır 1,5’in altında kalmakta olup 1,2 civarındadır. Süt fiyatı yem paritesinin en az 1,5 olarak belirlenmelidir. Koşullara göre fiyat düzenli izlenip üretici desteklenmelidir” dedi.
HAKLI İSTİFA
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Ulusal Süt Konseyi Yönetim Kurulu Üyeliği görevinden istifa eden Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği Başkanı Kemal Özcan’ın haklı bir tepki ile istifasının dikkate alınmasını istedi. Süt de yaşanan sorunların istifa dilekçesine yansıdığına dikkat çekti,
İSTİFASININ GEREKÇELERİ…
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “ Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği Başkanı Kemal Özcan istifasında, Ulusal Süt Konseyi mevcut anlayış ve işleyişi ile etkisiz bir “danışma kurulu” kimliğinden sıyrılmadığını, yapılan az sayıda öneri ve uyarının bile muhataplarınca dikkate alınmadığı, Konseyin herhangi bir yaptırım gücü olmadığı ve Konsey genellikle sanayi kesimini kayırıcı kararlar aldığı, üretici çıkarlarını korumaktan uzak olduğu görüşü, yaygınlık kazandığını ifade etmiştir. Özcan, ”Maliyetler ciddi manada arttığı halde, çiğ süt fiyatı ve süt desteklemeleri bir yıl boyunca neredeyse hiç artmadığına vurgu yaparak, Konsey çiğ süt fiyatının ve süt desteklemesinin artırılması talebinde bile bulunmamış/bulunamamıştır. Ama süt ürünleri ve yem fiyatları artmaya devam etmiştir.” dediği açıklamasında önemli bir iddiaya da dile getirmiştir.
SANAYİCİNİN YEM SATMA ŞARTIYLA SÜT ALMASI
CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “ Çiğ süt üreticisinden süt alan bazı sanayicilerin sanayi yemini üreticiye zorunlu verdiği ve ‘Eğer benden yem almazsan sütünü almam’ diyerek baskı yaptığı ve bölge bölge alımları paylaşarak birbirlerinin alım alanlarına müdahil olmadan çiğ süt üreticisini kendilerine mahkûm kıldıklarını yönünde üreticiden şikâyetler alıyorduk. Sürekli ürettiği yeme zam yapan sanayici, çiğ süt fiyatını sabit tutturarak, hem yemden para kazanıp, hem sütten para kazanmayı sürdürdüğü iddiası vardı” dedi. Başkan Özcan açıklamasında “Konsey, bazı süt sanayicilerinin kendilerinden fabrika yemi almayan süt üreticilerinin ürettikleri sütü satın almamalarını engelleyecek girişimlerde bulunmamıştır. “ ifadesi bu bağlamda çok önemle değerlendirilmesi gereken dikkate değer bir açıklamadır” dedi.
Gürer, Özcan’ın açıklamasında yer alan “Türkiye için kaliteli ve görece ucuz hayvansal protein kaynağı olan süt ve ürünlerine ihtiyaç duyan kesimlere, özellikle dar gelirli ailelerin çocuklarına, uygun fiyatlarla ulaştırılması yönündeki talep ve önerilerimiz dikkate alınmamıştır.” değerlendirmesi de önemli bir öneridir. Bir bütün içinde Başkanın sektör ve üretici sorunlarını en yalın biçimiyle dile getirmesi önemlidir” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, Didim Belediye Başkanı A.Deniz Atabay’ı Didim Belediyesi’nde ziyaret etti


Cumhuriyet Halk Partisi Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, Didim Belediye Başkanı A.Deniz Atabay’ı ziyaret etti. Didim Belediyesi’nde gerçekleşen ziyarete, Cumhuriyet Halk Partisi Aydın Milletvekilleri Bülent Tezcan, Hüseyin Yıldız, Süleyman Bülbül, CHP Aydın İl Başkanı Ali Çankır, Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel, Germencik Belediye Başkanı Fuat Öndeş, CHP Didim İlçe Başkanı Nurettin Koçak, İYİ Parti Didim İlçe Başkanı Vefa Berk Tezsener, CHP Didim İlçe Örgütü katıldı.

Ziyarette konuşma yapan Cumhuriyet Halk Partisi Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun ; “Partimizin değerli İlçe Başkanı, değerli belediye meclis üyelerimiz, bu sıcak karşılama için hepinize çok teşekkür ediyorum. Sizlerle burada beraber olmak bir mutluluk vesilesi. Bildiğiniz gibi bir pandemi sürecindeyiz, olağanüstü bir dönemden geçiyoruz, bir yandan da eğitim öğretimin başladığı bu süreçteki yaşadığımız eksiklikler, tabi hepimizi üzmekte. Ama bunların bir tek çaresi var şu anda bu ülkeyi yönetemeyen iktidardan kurtulmak. Bizim sorunlarımızı çözmeyen bize çözüm üretmeyen bu yapıdan kurtulmak. Hep birlikte Millet İttifakı ile demokrasiyi hukuku özgürlüğü egemen kılmak ve bu ülkede barış içinde huzur içinde yaşamak. Tabi biz bu süreçleri yaşarken her türlü suikaste ve provokasyona hazırlıklı olmalıyız. Millet İttifakını dağıtmak veya partilerimiz üzerinden bir olumsuzluk yaratmak için her türlü gayreti göstereceklerdir ne yaparlarsa yapsınlar başaramayacaklar, biz birlik ve beraberlik için de yolumuza mücadelemize devam edeceğiz.” dedi.


Seyit Torun; “Didim’de de rantçılar ve gayri meşru işlere bulaşmış olanlar veya istediği usulsüz talepleri yerine gelmeyenler belli oyunlar içerisindeler. Geçmiş fetö taktiklerini uygulamaya çalışmaktalar. Ama ne yaparlarsa yapsınlar onlarda asla başaramayacaklardır. Biz bu ülkeye faydalı olmaya yemin ettik, sorunlarını çözmeye yemin ettik. Parlamento da Milletvekillerimiz, Büyükşehirde, Büyükşehir Belediye Başkanımız, İlçelerde, İlçe Belediye Başkanlarımızla birlikte İl Başkanımızın, başkanlığında çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz. Hiç kimse bizi yolumuzdan döndüremeyecek asla ranta kurban vermeyeceğiz, asla onların oyunlarına gelmeyeceğiz. Belediye Başkanımız gecesini gündüzüne katarak Didim’imize hizmet vermek için mücadele ediyor, Belediye Meclis üyelerimizde mücadelenin içeresindeler, onu yolundan alı koymak isteyenler ayak oyunları ve fetö taktikleri ile bu süreci baltalamak isteyenler kesinlikle hayal kırıklıklarına uğrayacaklar ve başaramayacaklar. Belediye Başkanımız kararlılıkla Didim’de hizmet etmeye devam edecek bizde her zaman onun yanındayız ve mücadelesine destek olacağız. Bu birlikteliğinizi hiçbir zaman bozmayın birlikte olursak kazanırız. Kadınlara çok teşekkür ediyoruz onurlu bir mücadelenin içinde oldukları için beyefendilere çok teşekkür ediyoruz dayanışmaları için, bütün Didimlilere teşekkür ediyoruz.” ifadelerini kullandılar.
https://we.tl/t-0Rt7wVTUo8

https://we.tl/t-wj6n2zXbxu


ZEKİ SARIHAN
Tek Parti Döneminde, özgürlükler rafa kaldırılarak tek adam ve tek parti sistemi kuruldu. Bunun temel nedeni, bazılarının sandığı ve onayladığı gibi rejimin muhafazakârları saf dışı bırakma isteği değil. Çünkü siyaset dışı bırakılanlar yalnız muhafazakârlar değildir. Solcular da içinde olmak üzere hükümet partisi dışında olan herkes yasaklıdır. Bu yasakların temel nedeni, burjuvazinin millî servete istediği gibi el koyma ve bir an önce zengin olma kararıdır. Böyle bir niyet, özgürlük ve demokrasi koşulları içinde gerçekleştirilemezdi. Nitekim milyonerler yaratmak için devlet eliyle zenginler yaratma programı başarıya ulaşmış, bazı servetler el değiştirmiştir. Mebusların her birinin İstanbul’da faaliyet gösteren bir şirketin temsilcisi haline gelmesi bu baskı rejimi ile mümkün olabildi. Dönemin tanıklarından Yakup Kadri’nin Ankara romanı ile 1923’ten sonra Meclise giren ve uzun yıllar Tek Parti döneminde siyasetin içinde bulunan Falih Rıfkı Atay’ın Çankaya biyografisi dönemi anlamak isteyenler için en önemli kaynaklardır.
Mustafa Kemal Paşa, 1930’da “Dışardan görünüşümüz diktatörlük biçimindedir” diyerek halk kitlelerinin patlama noktasına geldiğini fark etti. İki partili hayatı denemeye girişti, fakat bu muhalefeti kendine bağlı arkadaşlarından birinin yapmasını uygun görerek Fethi Bey’e ısmarlama bir parti kurdurdu. Bu kontrollü denemede halk kitlelerinin bir kurtarıcı olarak Serbest Fırka’ya aktığını görünce onu kapattırarak yeniden tek parti uygulamasına döndü. Gene de muhalefetin yokluğu rejimin sorunlarını ağırlaştırınca CHP mebuslarından bir kısmına bağımsız bir grup kurdurarak onlardan hükümeti eleştirmesini istedi. Siyasi iklim buna elverişli olmadığından bu uygulama da sonuçsuz kaldı. CHP seçim listelerine belli sayıda bağımsız aday kontenjanı konulmuşsa da bu kontenjanlara başvuran veya bu kontenjanlardan seçilen olmadı.
Siyasi özgürlükler, ancak basın özgürlüğü ile var olabilirdi. Oysa Tek Parti Döneminde basın özgür değildi. Basın üzerinde ağır bir sansür vardı. Tek Parti Dönemi öncesinde az çok basın özgürlüğünü yaşamış olan gazeteciler, 1925’te ilan edilen Takriri Sükûn kanunundan sonra hükümete biat ettiler ve onun uygulamalarını eleştirmeye cesaret edemediler. Bu durum 1945’e kadar sürdü.
Tek Parti Dönemi, adaletin bağımsız olmadığı bir dönemdir. Yargıç güvencesi yoktur. Bu nedenle özellikle siyasi davalara bakan yargıçlar, önlerindeki kanun kitaplarına ve adaletin evrensel ilkelere göre hüküm vermek yerine, bugünkü gibi Köşk’ün bu kararlara ne diyeceğini hesaba kattılar. Yargılama ve hüküm verirken yargıcın kulağı Ankara’dadır. Sabahattin Ali, Nazım Hikmet gibi sosyalistlerin mahkûmiyeti böyle olmuştur
BURJUVA-TOPRAK AĞASI İŞBİRLİĞİ
Tek Parti Döneminin ideolojisi Türkiye’de sınıfların olmadığı iddiasındadır. Sınıfları kabul etseydi, sınıf mücadelesini de kabul etmek zorunda kalacaktı. Oysa Türkiye’de o tarihte geleneksel ve modern bütün sınıflar vardı. Tek Parti Dönemi savunucuları, CHP’nin bir burjuva partisi olmadığını ileri sürerek bir soruyu yanıtsız bırakıyor. Peki iktidar sahipleri hangi sınıfa mensuptular? İşçi mi, köylü mü, feodaller m? Esnaf ve zanaatkâr mı?
Tek Parti, burjuvazi ile toprak ağalarının işbirliği ile hüküm yürüttü. Yoksul köylülerin çok ihtiyacı olan toprak reformuna gidilmeyişi, burjuvazi tarafından müttefik olan toprak ağalarının desteğini kaybetme korkusu nedeniyledir. Modernizme karşı çıkmamaları şartıyla toprak ağaları Meclise buyur edilmiş, onların halkı ezmelerine göz yumulmuştur. Esasen rejim, merkezde asker ve bürokratlara, taşrada ise ağa ve eşrafa dayanmakta idi.
Toprak ağalarının sömürüsüne ses çıkarılmamasının asıl nedeni, rejimin sahiplerinin de bir an önce zenginleşme tutkusudur. Öyle ki, merkezdeki kişiler kısa zamanda çiftlik ve banka sahibi olabilmişler, ülkenin en zenginleri arasında yer alabilmişlerdir. Kurtuluş Savaşı’na Hindistan’dan gönderilen paranın, savaş ihtiyaçları için kullanılmayıp bununla bir özel banka ve 154 bin dönümlük özel bir çiftlik kurmak için kullanılması, bu çiftlikte devlet memurlarının çalıştırılması ve çiftlik ürünlerinin bazılarının tekel haline getirilmesi Tek Parti Dönemi’nin en büyük yaralarındandır. Bu uygulamaya kimse karşı çıkamamış, Falih Rıfkı Atay yıllar sonra Hindistan’dan gelen para için “Bu paraya el koymamalıydı” diye yazmak zorunda kalmıştır.
Atatürk’ün 1927’deki Büyük Nutku, Kurtuluş Savaşı yılları ve Cumhuriyet’ten hemen sonraki dönemde muhaliflerine cevap verdiği bir metindir. Doğal olarak daha önce çeşitli anlaşmazlıklar yaşadığı ancak 1927’de kendisine biat etmiş olanlarla ilgili suçlamalarda bulunmamıştır. Bu Nutkun herhangi bir yerine itiraz etmek kimsenin haddine değildi. Nutukta suçlanan kişilerin kendilerini savunmaları de mümkün değildi. Suçlananlardan Kâzım Karabekir, Nutka bir çeşit cevap olan ve Kurtuluş Savaşı’nı kendi tanıklığı ile anlatan “İstiklal Harbimiz” kitabı 1930’larda matbaadan alınarak kireç kuyularında yakılmıştır!
Tek Parti döneminin Atatürk’ün başta olduğu dönemde yasaklanan ve haksız hüküm giyen bazı kişiler, İnönü’nün Cumhurbaşkanlığı döneminde mebuslukla onurlandırılarak haksızlık giderilmeye çalışılmıştır. (Bunların içinde sosyalistler yoktur.) (29 Eylül 2020)
Gelecek yazı: TEK PARİ DÖNEMİNİN MİLLİYETÇİLİK ANLAYIŞI

Arşivler