Mart | 2020 | Didim Özgürses

Bookmarks

Aylık arşiv: Mart 2020

“Çocuk İşgücü Araştırması” adlı özel konulu araştırma 2019 yılının IV. çeyreğinde (Ekim-Kasım-Aralık) Hanehalkı İşgücü Araştırması ile birlikte 5-17 yaş grubundaki çocuklara uygulanmıştır.

Bu araştırma daha önce uygulanan Çocuk İşgücü Araştırmaları ile kapsam ve yöntem açısından farklılıklar içermektedir. Bu farklılıklar; 2014 yılı itibarıyla Hanehalkı İşgücü Araştırması yapısında gerçekleştirilen düzenlemelerden ve Uluslararası Çalışma Örgütü’nün çocuk işgücü araştırmalarında temel aldığı 5-17 yaş grubunun kapsanmasından kaynaklanmaktadır. Bu haber bülteninde geçen “çalışan çocuk” ifadesi bir ekonomik faaliyette çalışan çocukları belirtmektedir.

5-17 yaş grubunda ekonomik faaliyette çalışan çocuk sayısı 720 bin kişi oldu

Türkiye genelinde 5-17 yaş grubundaki çocuk sayısı 16 milyon 457 bin kişi olarak tahmin edildi. Bu yaş grubundaki çocuklar, kurumsal olmayan nüfusun %20,3’ünü oluşturdu. Yaş grupları itibarıyla, 5-11 yaş grubundaki çocuk sayısı 9 milyon 12 bin, 12-14 yaş grubundaki çocuk sayısı 3 milyon 796 bin, 15-17 yaş grubundaki çocuk sayısı ise 3 milyon 649 bin kişi olarak tahmin edildi.

Bir ekonomik faaliyette çalışan 5-17 yaş grubundaki çocuk sayısı 720 bin kişi olup çalışan çocuklar arasında 5 yaşında çocuk gözlenmedi. 5-17 yaş grubunda çalışan çocukların aynı yaş grubundaki çocuklar içinde payını gösteren istihdam oranı ise %4,4 oldu.
Çalışan çocukların %79,7’sini 15-17 yaş grubundakiler oluşturdu

Çalışan çocukların %79,7’sini 15-17 yaş grubundakiler oluştururken, %15,9’unu 12-14 yaş grubundakiler, %4,4’ünü ise 5-11 yaş grubundaki çocuklar oluşturdu. Cinsiyete göre incelendiğinde, çalışan çocukların %70,6’sını erkek çocukların, %29,4’ünü ise kız çocukların oluşturduğu görüldü.

Çalışan çocukların %65,7’si aynı zamanda eğitime devam etti

Çalışan çocukların %65,7’si bir eğitime devam ederken, bu oran erkeklerde %65,6, kızlarda %66,1 oldu. Yaş gruplarına göre, 5-14 yaş grubundaki çalışan çocukların %72,0’ı, 15-17 yaş grubunda çalışan çocukların ise %64,1’i aynı zamanda bir eğitime devam etti. Çalışan çocukların %34,3’ü eğitime devam etmedi.
Çalışan çocukların %35,9’u hanehalkının ekonomik faaliyetine yardımcı olmak için çalıştı

Çalışan çocukların çalışma nedenlerinde ilk sırayı %35,9 ile “hanehalkının ekonomik faaliyetine yardımcı olmak”, alırken bunu, %34,4 ile “iş öğrenmek, meslek sahibi olmak” %23,2 ile “hanehalkı gelirine katkıda bulunmak” izledi. Çocukların %6,4’ü ise “kendi ihtiyaçlarını karşılamak” amacıyla çalıştı.
Çalışan çocukların %45,5’i hizmet sektöründe yer aldı

Çalışan çocukların %30,8’i tarım, %23,7’si sanayi %45,5’i ise hizmet sektöründe yer aldı. Yaş grubuna göre incelendiğinde; 5-14 yaş grubunda çalışan çocukların %64,1 ile tarım sektöründe 15-17 yaş grubunda çalışan çocukların ise %51,0 ile hizmet sektöründe ağırlık kazandığı görüldü.
Çalışan çocukların %63,3’ü ücretli veya yevmiyeli olarak çalıştı

İşteki durumuna göre çalışan çocukların %63,3’ü ücretli veya yevmiyeli, %36,2’si ücretsiz aile işçisi, %0,5’i ise kendi hesabına olarak çalıştı.
Çalışan çocukların %66,0’ı düzenli bir işyerinde çalıştı

Çalışan çocukların %66,0’ı düzenli işyerinde, %30,4’ü tarla-bahçede, %3,0’ı seyyar sabit olmayan işyeri veya pazar yerinde, %0,5’i ise evde çalıştı.
Çalışan çocukların %12,9’u aşırı sıcak/soğuk ya da aşırı nemli/nemsiz bir ortamda çalıştı

Çalışma ortamında fiziksel sağlığı olumsuz etkileyen faktörler incelendiğinde; çalışan çocukların %12,9’unun aşırı sıcak/soğuk ya da aşırı nemli/nemsiz bir ortamda çalıştığı, %10,8’inin kimyasal madde, toz duman veya zararlı gazlara maruz kaldığı görüldü. Çalışan çocukların %10,1’i zor duruş şekli veya harekete maruz kaldı veya ağır yük taşıdı, %10,0’ı ise gürültü veya şiddetli sarsıntıya maruz kaldı.

Çalışan çocukların %6,4’ünün çalıştığı ortamda kaza riski ile karşı karşıya kaldığı, %4,6’sının ise çalıştığı işyerinde göz yorgunluğu veya görsel odaklanma konusunda risk altında olduğu belirlendi.
Çalışan çocukların %1,3’ü çalıştığı yerde bir yaralanma veya sakatlanma yaşadı

Çalışan çocukların %1,3’ü çalıştığı yerde bir yaralanma veya sakatlanmaya maruz kalırken, %4,4’ü çalıştığı yerde yaralanma veya sakatlanma durumuna tanık oldu. İşyerinin çalışma koşullarından kaynaklı herhangi bir rahatsızlık geçirenlerin oranı %0,6 iken, bu duruma tanık olanların oranı %2,2 oldu. Çalışan çocukların %0,1’i çalıştığı yerde fiziksel, sözlü şiddet veya kötü muameleye maruz kalırken, bu duruma tanık olanların oranı ise %1,5 oldu.
Ev işlerinde ailesine yardımcı olan çocukların oranı %45,5 oldu

Ev işlerinde ailesine yardımcı olan çocuklar, hane için alışveriş, temizlik, yemek, ütü vb. ev işleri ile hanede kendinden küçük çocuklara veya yaşlı/engelli/hasta bir yakına bakma konularında ailesine destek olan çocukları ifade etmekte olup, çalışan çocuk kapsamında yer almamaktadır. Bu çerçevede, 5-17 yaş grubunda, ev işlerinde ailesine yardımcı olan çocukların oranı %45,5 oldu. Bu oran, erkek çocuklarında %40,0; kız çocuklarında %51,3 oldu.

Ev işlerinde ailesine yardımcı olan çocukların %43,5’i hane için alışveriş yapma, çamaşır-bulaşık yıkama, ütü yapma, yemek pişirme, ev eşyalarının temizliği gibi işlerde, %23,2’si hanede kendinden küçük çocukların bakımında, %5,4’ü ise hanedeki yaşlı/engelli/hasta bir yakınının bakımında ailesine yardımcı oldu.
Ev işlerine yardımcı olan çocukların %40,2’si haftada iki saat ve daha az zaman harcadı

Ev işlerinde ailesine yardımcı olan çocuklar referans haftasında ortalama 5,8 saat bu işlere zaman ayırdı. Çocukların %40,2’si referans haftasında ev işlerine iki saat ve daha az zaman harcarken, %37,0’ı 3-7 saat, %14,5’i 8-14 saat, %5,4’ü 15-20 saat, %3,0’ı ise 21 saat ve daha fazla zaman harcadı.
Cinsiyete göre incelendiğinde; kız çocuklarının ev işlerine daha fazla zaman harcadığı görüldü. Erkek çocukların %16,3’ü, kız çocukların ise %28,3’ü ev işlerinde haftada 8 saat ve daha uzun süre katkı sağladı.

Yakınımızdaki ses yayın cihazının onarılmasını istedim.
Bir süredir çalışmıyordu.
Yaşadığımız karantina koşullarında, kamu yönetimince yapılacak uyarıların bize ulaşması önemli.
Belediyenin Facebook sayfasından mesaj yolladım ve çok kısa sürede onarıldı.
Ses temiz, berrak.
……………………………….
Karantina koşullarında kaç gündür evde olduğumu anımsamıyorum.
Belki böylesi daha iyi…
Evde kalmanın çok kısa olmayacağını hissediyorum.
Sıradanlığı kırmak, hayatı neşelendirmek gerek.
Okumayı daha düzenli hale getirmeliyim.
………………………………

Voltaire’in Micromegas’ını okudum en son.
Ondan önce de Zadig’i okumuştum.
Sırada da “Sadık veya Kader/Bir Doğu Masalı” var.
(1001 Gece Masallarından esinlenen fantastik masallar/öyküler.
Büyüklere yazılmış ama çocuğunuzun düş gücünü, yaratıcılığını derinden etkileyeceğini düşünüyorum.)
……………………………..
Yıllar önce, “Candide Yada İyimserlik” kitabı ile olmuştu Voltaire ile tanışmam.
Kitabın ilk sayfalarında “gülmek” eylemi farklı bir boyut kazanmıştı benim için.
Gülmenin (yüz kaslarımda hiçbir farklılık olmamasına karşın) beynimde bir ışık, şimşek çakmasına dönüştüğünü hissetmiştim ilk kez.
Çağının bazı düşünürlerine ve yerleşik dogmatik yargılarına saldırırken kullandığı estetik biçem beni sarsmıştı.
O ana dek tanıdığım en müthiş mizah yazarıydı.
Hala da değişmedi bu düşüncem.
…………………………….
Aldığım her nefesin tadını çıkarmaya çalışıyorum.

CHP Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül, illerde kurulan pandemi kurullarına Türk Tabipleri Birliği’nin çağırılmamasını eleştirdi.
“Halk sağlığı söz konusu iktidar hala siyaset yapılıyor” diyen Bülbül, “Büyükşehirlerde kurulan pandemi kurullarına ticaret ve sanayii temsilcileri katılırken Türkiye’nin en büyük sağlık örgütü olan Türk Tabipler Birliği’nin davet edilmemesinin izahı yoktur. Hal böyleyken Bakan kameralar karşısına çıkıp ‘Biz halk sağlığı için çalışıyor’ diyemez. Buna ikiyüzlülük denir. İlk günden beri iş birliğine açık olduklarını söyleyen, çözüm önerileri sunan ve uyarılarda bulanan Türk Tabipleri Birliği’nin görmezden gelinmesi siyasi çıkar ve tutumun sonucudur. Bu yaklaşımla salgının önüne geçilemez” dedi.
“Kurullara, Türk Tabipleri Birliği temsilcilerinin alınmaması bir şeyleri halktan gizlemek için mi?” diye soran CHP’li Bülbül, Bakanlık tarafından yapılan açıklamaların toplumun geniş kesimini tatmin etmediğine dikkat çekerek şunları söyledi:
“Salgınla mücadelenin birinci kuralı halkın doğru bilgilendirilmesidir. Ancak açıklanan bilgiler arasında ki tutarsızlıklar Devlete olan güveni sarsmaktadır. İllerde oluşturulan Kurulların görevi doğru çözüm yollarını ortaya koymak ve gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamaktır. Ancak Türk Tabipleri Birliği temsilcilerinin Kurullara alınmaması ve bu konudaki çağrılara kulak tıkanması tolumda soru işaretleri oluşturmaktadır. Türk Tabipleri Birliğinin bilgisi de tecrübesi de deneğimi de kurullarda olan diğer kişilerden daha fazladır. Bu soru işaretlerini ortadan kaldırmak için bir an önce Türk Tabipleri Birliği temsilcileri kurullarda yer almalıdır.”

Sayıştay’dan Bir Yılda 8 Bin 846 Tespit
2018 yılı denetimlerine ilişkin raporunu açıklayan Sayıştay, kamu kurumlarının hesap ve işlemlerinde 8 bin 846 hatalı ve mevzuata uygun olmayan işlem tespit etti. Sürekli artış eğiliminde olan bulgular yerel yönetimlerde yoğunlaşıyor. 2016 yılında 12,9 olan kamu idaresi başına düşen bulgu sayısı, 2017 yılında 15,2’ye, 2018 yılında ise 15,6’ya yükseldi.
Bürokratik kadrolardaki siyasallaşma, kamu kaynaklarının belli çevrelere aktarılması uygulamaları ile liyakat yerine yandaşlığın tercihinin sonuçları, Sayıştay Başkanlığı’nın denetim raporlarında ortaya koyduğu bulgulardaki artışla her yıl daha görünür oldu. Sayıştay’ın, tüm engelleme ve kısıtlamalara karşın önemli bulgular ortaya koyduğu denetim raporlarındaki “hatalı ve mevzuata aykırı” olarak isimlendirdiği ancak çoğu zaman milyonlarca liralık kamu zararına işaret eden tespitlerinin sayısı önceki yıl 8 bin 846’ya ulaştı.
Sayıştay denetçilerinin, kamu idarelerinin 2018 yılı hesap ve işlemleri ile ilgili düzenlilik denetimi sonucu tespit ettiği bulguların 7 bin 131’i, hesap ve işlemler ile mali rapor ve tabloların güvenilir ve doğru, işlemlerin mevzuata uygun olmadığını içerdi. 990’ı “Hesap verme sorumluluğu çerçevesinde idarelerce belirlenen hedef ve göstergelerle ilgili olarak faaliyetlerin ölçüldüğü” performans denetimi sonucu olarak raporlara yansıdı. Kamu işletmelerinin denetiminde de 725 bulgu tespit edildi.
Yerel Yönetimler Önde
2019 yılında raporlanan 7 bin 131 düzenlilik denetimi bulgusunun bütçe türlerine göre dağılımında yerel yönetimler yüzde 67 gibi büyük çoğunlukla ilk sırada yer aldı. Üniversiteler, Karayolları ve Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü gibi özel bütçeli idarelerde saptanan bulgular ise yüzde 15 oldu.
Düzenlilik denetimleri sonucunda tespit edilen bulgulardan muhasebe ve mali raporlama mevzuatına aykırı olan konular “Mali Rapor ve Tabloları Etkileyen Hata”, doğrudan mali tabloları etkilememekle birlikte mevzuata aykırı olanlar ise “Uygunluğa İlişkin Hata” başlığı altında sınıflandırıldı.
Sayıştay’ın raporuna göre, yerel yönetimlerde bin 747, merkezi yönetimde 622, SGK ve diğer idarelerde ise 265 mali rapor ve tabloları etkileyen hata tespit edildi. Mevzuata aykırı hataların dağılımı ise yerel yönetimlerde 2 bin 571, merkezi yönetimde 729, SGK ve diğer idarelerde ise 240 oldu.
Gerisinde Kaldılar
Kamu idarelerinin hedeflerinin gerçekleşme oranını ölçen performans denetiminde de tablo değişmedi. Yerel yönetimlerle ilgili hedefe ulaşamama bulgusu 716, merkezi yönetim için 269 oldu.
Denetçi Değil Bulgu Arttı
Rapora göre, son iki yılda 783’den 804’e çıkan denetçi sayısında önemli bir oranda artış olmamasına karşın bulgularda artış oldu.
Düzenlilik denetimi bulgu sayısı, 2016 yılında 4 bin 500 iken 2017 yılında yüzde 47 oranında artarak 6 bin 598’e, 2018 yılında ise yüzde 8 artışla 7 bin 131’e yükseldi.
2016 yılında 6,9 olan denetçi başına düşen bulgu sayısı, 2017 yılında 9,7 ve 2018 yılında ise 9,8’e çıktı.
Ortalama 16 Bulgu
Kamu idaresi başına düşen ortalama bulgu sayısı da arttı. 2016 yılında 12,9 olan kamu idaresi başına düşen bulgu sayısı, 2017 yılında 15,2, 2018 yılında ise 15,6 olarak gerçekleşti.

TBMM Dışişleri Komisyonu toplantısında, ‘şeriat hükümleri’ne göre hazırlanan Uluslararası Ticaret Finansmanı İslami Kurumu Kurucu Anlaşması’nda yapılan değişiklik kabul edildi. CHP, şer’i hükümler nedeniyle anlaşmaya karşı çıktı
TBMM Dışişleri Komisyonu’nda, “şeriat hükümlerine” uygun olarak hazırlanan ve 2011 yılında AKP’nin teklifi ile TBMM’de onaylanan Uluslararası Ticaret Finansmanı İslami Kurumu Kurucu Anlaşmasının bir maddesindeki değişiklik de kabul edildi. CHP, anlaşmaya karşı çıkarak şer’i hükümlere göre hazırlanan bir düzenlemenin kabulünün “Anayasa’yı ihlal” anlamına geldiğini vurguladı.
TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un imzasıyla TBMM Dışişleri Komisyonu’na sunulan, “Uluslararası Ticaret Finansmanı İslami Kurumunun 12. Genel Kurul Toplantısında Kabul Edilen 18/05/2017 Tarihli Kararın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi” AKP ve MHP’li milletvekillerinin oylarıyla kabul edildi. AKP, muhalefetin “şer’i hükümleri” nedeniyle itirazına karşı “O maddelere çekince koyduk. Bu nedenle Anayasa’ya aykırı değil” savunması yaptı.
Şeriata Uygunluk Aranıyor
Anlaşmanın 18’nci maddesinde, kurumun tüm faaliyetlerinin şeriat ilkeleriyle uyumlu olacağının belirtildiğine dikkati çeken CHP Milletvekili Ünal Çeviköz, bu nedenle “Bazı maddelere çekince koyduk” savunmasının geçersiz olduğunu söyledi.
Düzenlemenin ilk kez görüşüldüğü 2011 yılında da bu teklife karşı çıktıklarını anımsatan Çeviköz, “Anayasamızın laiklik ilkesine aykırı bir anlaşma olduğunu o zaman dile getirdik ve o nedenle de Anayasamızın laikliğe ilişkin temel hükümleri açısından böyle bir anlaşmayı onaylamamızın mümkün olmayacağını belirttik. Aynı gerekçe, bugün aynı anlaşmanın bu görüştüğümüz maddesiyle ilgili olarak yapılan değişiklikte de söz konusudur” dedi.
Çekince Yetmez
CHP tarafından TBMM Dışişleri Komisyonu’na sunulan muhalefet şerhinde de “şeriat” vurgusu yapıldı. Dışişleri Komisyonu’nun CHP’li milletvekilleri tarafından hazırlanan muhalefet şerhinde, “Tüm faaliyetlerinin şeriat ilkeleriyle uyumlu olacağı belirtilen bir kuruluşun anlaşmasına ‘çekince’ koymak yeterli değildir. Söz konusu kuruluşun kurucu anlaşması, temel niteliği bakımından Anayasamızın laiklik ilkesine aykırıdır. Bu noktadan hareketle, Uluslararası Ticaret Finansmanı İslami Kurumu Kurucu Anlaşması’nın tadiline ilişkin kararın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun teklifine muhalifiz” ifadelerine yer verildi.

Türkiye İstatistik Kurumu 2020 yılı Şubat ayı Motorlu Kara Taşıtları İstatistiklerini yayımladı. Bu kapsamda TÜİK Denizli Bölge Müdürü Ali İhsan YÜCEDAĞ tarafından verilen bilgiye göre Aydın ilinde;
Toplam araç sayısı 459 072’ye ulaştı
2019 yılı Şubat ayında toplam araç sayısı 448 992 iken, 2020 yılı Şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %2,2 oranında bir artış göstererek 459 072’ye ulaştı.
Otomobil sayısı %1,0 arttı
Otomobil sayısı 2020 yılı Şubat ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %1,0 artışla 183 737’ye ulaştı. Aydın’daki araçların türlerine göre dağılımı incelendiğinde; 183 737 adet otomobil, 10 607 adet minibüs, 2 924 adet otobüs, 70 215 adet kamyonet, 8 972 adet kamyon, 133 094 adet motosiklet, 48 783 adet traktör ve 740 adet özel amaçlı araç bulunduğu görülmektedir.
Oransal olarak en fazla artış %4,4 ile özel amaçlı taşıtlarda gerçekleşirken, adet bakımından da en fazla artış 5 496 adet ile motosiklette gerçekleşti.
11 993 aracın devri yapıldı
2020 yılı Şubat ayında Aydın’da toplam 11 993 taşıtın devri yapıldı. Taşıt türüne göre devri yapılan araçlar içinde ilk sırada 7 634 adet ile otomobil yer alırken, ardından 2 294 adet ile kamyonet, 850 adet ile motosiklet, 768 adet ile traktör, 243 adet ile minibüs, 137 adet ile kamyon, 55 adet ile otobüs ve 12 adet ile özel amaçlı araçlar geldi.
970 aracın trafiğe kaydı yapıldı

2020 yılı Şubat ayında toplam 970 aracın trafiğe kaydı yapıldı. Trafiğe kaydı yapılan araçlar türlerine göre incelendiğinde, ilk sırada 458 adet ile motosiklet yer alırken, ardından, 283 adet ile otomobil, 114 adet ile traktör, 91 adet ile kamyonet, 13 adet ile kamyon, 8 adet ile otobüs, 2 adet ile minibüs ve 1 adet ile özel amaçlı taşıtlar geldi.

Gerek ülke gerekse de dünya genelinde çok ağır bir sağlık krizi yaşanmakta iken hükümet, çıkardığı torba yasalarla yargılamalardan avukatları dışlamaya yönelik fırsat üretme gayretindedir.
HMK 151. maddede yapılan değişiklikle duruşma salonunda bulunmakla birlikte, görülen davada taraf vekili sıfatı bulunmayan avukatların, duruşma düzenini bozmaları halinde duruşma salonundan çıkarılabileceği hükme bağlanmak istenmektedir.
Öncelikle belirtmek isteriz ki, yapılmak istenen değişiklik mahkeme hakimine sübjektif ve sınırsız bir güç tanınmaktadır.
Öte yandan, muğlak ifadeler ile getirilmek istenen bu düzenleme; avukat kimliği ile duruşma izleyen ve duruşmaların adilliği ve aleniyetini sağlayan meslektaşlarımız üzerinde baskı yaratmayı ve taraf avukatları yalnızlaştırmayı ve sindirmeyi amaçlamaktadır.
Özellikle küresel bir salgın hastalıkla boğuştuğumuz bu sıradışı dönemde; baroların kadın cinayetleri, çocuk istismarı ve her türlü hak ihlali davalarında müdahil olması yönünde düzenleme yapmak yerine; görevlendirdikleri gözlemci avukatlar vasıtasıyla duruşmalara iştirak eden baroları duruşma salonlarından uzaklaştıracak böyle bir düzenleme yapılması da kabul edilemez.
İZMİR BAROSU olarak, torba yasalara doldurulmuş hükümlerle AVUKATSIZ yargılama sistemi getirilmesi yönündeki tüm girişimlerin acilen durdurulmasını talep ediyoruz.
Bir kez daha hatırlatıyoruz; Barolar ve avukatlar olarak ne yaparsanız yapın;
Vazgeçmeyecek, Teslim olmayacak, Biat etmeyeceğiz.
İZMİR BAROSU

Türkiye, hukuk devleti ilkelerinin hızla tüketildiği, karanlık bir sürece doğru sürükleniyor!
Türkiye, siyasilere ve gazetecilere yönelik peş peşe gözaltı, tutuklama, dava açma kararları ile hukuk devleti ilkelerinin hızla tüketildiği, karanlık bir sürece doğru sürükleniyor!
CHP’li Yalova Belediyesi’nde yolsuzluğu ortaya çıkartan, faillerini eliyle yargıya teslim eden Başkanın bu tavrına rağmen İçişleri Bakanlığı tarafından idari kararla görevden alınması bu örneklerden birisiydi. HDP’li Diyarbakır, Mardin, Van Büyükşehir belediyeleri ve diğer il-ilçe belediyelerinde seçilmiş başkanları görevden aldıktan sonra belediye meclisindeki HDP çoğunluğunun yeni başkanvekilini seçmesine izin vermeyen iktidar, Vali ve kaymakamları kayyum olarak atama yoluna gitmişti. Yalova’da ise sözde demokratik usulleri uygulamak gerekçesiyle belediye meclisindeki AK Parti-MHP çoğunluğuyla AK Partili üyeyi başkanvekili seçme zeminini hazırlayarak siyasi darbe gerçekleştirdi. İktidarın anayasa, yasa, kural tanımazlığının zirveye doğru tırmandığını gösteren Yalova Belediyesi örneğinde yargıyı kendi iradesine tabi kılan iktidar, aynı şekilde medya muhalefetini de yargı üzerinden baskı altına alarak susturma planının somut örneklerini üç günde 5 gazeteciyi birden tutuklatarak gösterdi. Cumhurbaşkanının bizzat kendi ifadesiyle İzmir’de otoyol açılışı için düzenlediği mitingdeki konuşmasında dile getirdiği “Libya’da da birkaç tane şehidimiz var” sözlerinin fikri takibini yapan ve şehitlerin MİT mensubu olduğunu ortaya çıkartan medya kuruluşları ve gazeteciler gözaltına alınarak tutuklandı. Türkiye’nin gazeteci tutuklular açısından kapalı cezaevine dönüştüğü, medya özgürlüğü ve sansür kriterleri açısından dünyada Çin ile birlikte en kötü sicile sahip ülkeler arasına girdiği yönündeki raporlara tepki gösteren “onlar gazeteci değil, terörist” diyerek karşı çıkan iktidar, üç günde mesleklerinde onlarca yıllık kıdeme sahip gazetecileri tutuklatarak kendi kendisini tekzip etti.
Artık emekli olma sürecindeki Yargıtay Başkanı bile yargıya güvenin ve yargı bağımsızlığının en ağır hasarlı dönemini yaşadığını, yargıya güvenin olmadığı bir yerde adaletin olamayacağını itiraf etti. Türkiye demokrasisini, hukuk devletini yok edenleri tarih yazacaktır ve affetmeyecektir. Yargı Reformu adı altında yapılan düzenlemelerin göz boyamaktan ibaret olduğu, son yargı kararlarıyla tescil edildi.
CHP BASINLA İLİŞKİLER VE KURUMSAL İLETİŞİM GENEL BAŞKAN YARDIMCILIĞI

Afrika Kalkınma Bankası’nın Sermayesine Katkı Payı ve Saray’ın Yetkisi Artırıldı.
TBMM Dışişleri Komisyonu’nda Türkiye’nin 2013 yılında üye ülke olduğu Afrika Kalkınma Bankası’yla (AFDB) ilgili çok tartışılacak bir karara imza atıldı. Afrika Kalkınma Bankası Kuruluş Anlaşması’nın uygun bulunmasıyla ilgili yasadaki Türkiye’nin bankanın sermayesine 94.2 milyon dolar tutarında katkı sunmasına ilişkin hüküm, komisyonda yaklaşık 8.5 kat artılarak 803,3 milyon dolara çıkarıldı. Yeni hükümet sistemine uyum kapsamında Bakanlar Kurulu’na verilen katkı tutarını 5 kata kadar artırma yetkisi de Cumhurbaşkanı’na verildi. CHP ise düzenlemeye muhalefet şerhi koydu.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Ünal Çeviköz, dünyada ciddi bir resesyonun yaklaşmakta olduğu ve ciddi bir ekonomik krize doğru gidildiğinin söylendiği bir sırada bankanın sermaye artımına Türkiye’nin katılmasının doğru olmadığını dile getirdi. CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakır-özer de “4 milyar dolara kadar artırılması yönünde karar verilmesi ülkemizde işsizliğin, yoksulluğun yaşandığı ve intiharların olduğu bir dönemde doğru değil” dedi. CHP’nin koyduğu şerhte, yeni sistem kapsamında Cumhurbaşkanına verilen taahhüt miktarının 5 kata kadar artırma yetkisiyle tek bir kişiye 4 milyar dolara kadar artırma imkânı verilmesinin Türkiye’deki siyasi, ekonomik ve dış politika dengeleri açısından da yanlış olduğu kaydedildi.
Komisyonun önceki günkü toplantısında ayrıca Uluslararası Ticaret Finansmanı İslami Kurumu Kurucu Anlaşması’nın bir maddesine yönelik değişiklik de kabul edildi. Söz konusu anlaşmanın, “şeriat hükümlerine” göre hazırlandığını anımsatan Çeviköz, “Anayasaya aykırı bir anlaşmayı onaylamamız mümkün değil” dedi.

CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Varlık Fonu’nun denetim raporlarının yasal süre içinde yani 5 aydır Meclis’e getirilmediğini açıkladı.
Kuruluşundan bu yana bünyesine dahil edilen şirketlerle tartışma yaratan Türkiye Varlık Fonu’nun 2018’e ilişkin denetim raporları yasal süresinin üzerinden 5 ay geçmesine karşın TBMM’ye sunulmadı.
CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, 24 Ocak 2020’de TBMM Başkanı Mustafa Şentop’a fonla ilgili denetim raporlarının Meclis’e gelmemesiyle ilgili soru önergesi verdi.
İçtüzüğe Uymuyor
Ancak Özel’in verdiği soru önergesi de yaklaşık 50 gün bekletildikten sonra 10 Mart 2020 tarihinde işleme konuldu. Konuya ilişkin verdiği soru önergesinin 47 gün sonra işleme alınmasına tepki gösteren Özel, “Varlık Fonu’nun denetim görevi Meclis’te olduğu ve kanuna uyulmadığını itiraf etmemek için bu önergeye adeta ölü taklidi yapılıyor” dedi.
Önergenin bir gerekçe gösterilmeden bekletilmesine tepki gösteren Özel, şöyle devam etti: “Bütün varlığımız hatta gelecekteki varlıklarımız bu fona konulmuş durumda. Fonun zaten denetimi şeffaf değil, Meclis’e bile yollanmıyor. Şentop’a sorduğum önergede, bu fon ile ilgili denetim kanununu hatırlatarak raporların getirilmeyiş gerekçesini sormuştum. Şentop konuya ilişkin TBMM Genel Kurulu’nda yaptığım bir konuşmanın ardından önergeyi yaklaşık 50 gün bekleterek ancak 10 Mart günü işleme koydu. Kendisini Erdoğan’a ve damadına siper eden bir Meclis Başkanı görüntüsüyle karşı karşıya kalmış olmak, kuvvetler ayrılığıyla taban tabana çelişen bir tutumu da gösteriyor. Karşımızda kendi yaptığı anayasaya uymayan, kendi çıkardığı kanuna uymayan bir yapı, kendi sorumluluğundaki içtüzüğe uymayan bir anlayış var.”
Öte yandan, Fon bünyesinde Ziraat Bankası, Halkbank, Türkiye Petrolleri, BOTAŞ, PTT, TÜRKSAT, Borsa İstanbul, Milli Piyango, TCDD, Türkiye Denizcilik İşletmeleri, Eti Maden, ÇAYKUR, Türk Hava Yolları, Türk Telekom ve mülkiyeti Hazine’ye ait bazı taşınmazlar yer alıyor.

Arşivler