Eylül | 2018 | Didim Özgürses

Bookmarks

Aylık arşiv: Eylül 2018

Muharrem Ayı dolayısıyla Didim Cemevi’nde her yıl düzenlenen Aşure Günü, Didim Kaymakamı Mehmet Türköz, Belediye Başkan Yardımcıları Salih Bankoğlu ve Ahmet Yılmaz, CHP Didim eski İlçe Başkanı Gökmen Karataş, Belediye Meclis Üyesi Sevinç Karataş ve Sinan Ceyhan, STK üyeleri başkanları ve çok sayıda halkın katılımıyla gerçekleşti.

 

Rektör yardımcısından sonra Pırof. Şehmuz Taşkafa da eğitimle ilgili açıklamalarda bulundu. “Bu memleket ne çektiyse okumuşlardan çekti”, diyen Taşkafa, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bilesiniz ki, bu güzelim ülkeyi ayakta tutanlar, sıfır kilometre beyinlerdir. Yani anadan yeni doğmuş gibi olanlar. Cummings keferesinin de dediği gibi, büyüdükçe yakın çevresi başta olmak üzere toplum, insanı kendisine benzetmek için hiçbir çabayı esirgemiyor.

Farzı misal ben eskiden pırıl pırıl bir insandım. Anamdan doğuncaya kadar da hiç bir kötülükle doğrudan ilişkim olmamıştı. Yalan söylemeyi, başkalarının sırtına binmeyi hak etmediğim şeyleri sahiplenmeyi, ufak tefek aşıramento işlerini… (nur içinde yatsınlar) aile büyüklerimden öğrendim.

Ancak takdir edersiniz ki sürekli gelişen bir dünyada her şeyi aileden öğrenmek mümkün olmuyor. Okumaya başlamamla birlikte ufkumun açıldığını ve elimin, ayağımın dönmeye başladığını övünçle söyleyebilirim. Gerek okuduklarım ve gerekse çevre ilişkilerim sayesinde yolsuzluk, hırsızlık, arsızlık…gibi yaşamımı kolaylaştıran her türlü ahlaksızlığı öğrenme fırsatı buldum. Bu sırada kaldığım vakıf yurtlarında (elleri dert görmesin) hocalarımdan çok dayak yedim, çok küfür işittim. Lakin üzerimdeki emeklerini inkar edemem; taciz, tecavüz işlerinde ilk eğitimimi onlardan aldım. Bu günlere erişmemde emekleri çoktur.

Lisansüstü çalışmalarımda ise, “Büyük götürürsen vezir olursun, küçük götürürsen rezil olursun”, adlı doktora tezimle memleket meseleleri üzerinde yoğunlaştım. Bu tezimde piyasacıların “kazları yolarken bağırtmayınız”, tezine katkı olarak geliştirdiğim “biraz da bağırsınlar”, tezimle Nobel’e aday oldum. Her ne kadar Nobel’i alamadıysam da, çağdaş toplumlardan birçoğunda benim tezimden esinlenilerek kazların kontrollü olarak bağırtıldığını, böylece toplumda gerilimin azaldığını, görece huzur sağlandığını övünçle söyleyebilirim.

Eğer başarı sayılırsa, ortanca karımın da dediği gibi “b.k gibi para kazandım”. Lakin çocukluğumdaki o saflığı yitirdim, kirlendim. Gerçi herkesin karanfil bıraktığı yerlere gül bırakabiliyorum ama gelin bir de bana sorun. O vakıf yurtlarında okumaya çalışırken başıma gelenleri anlatsam, saçınızı başınızı yolarsınız.

Yurttaşlık görevimi yaparak deneyimlerimi sizlerle paylaştım, okumanın koşullarını ve sonuçlarını anlatmaya çalıştım. Kararınızı kendiniz verin, okuyacak mısınız okumayacak mısınız”, şeklinde konuştu.

Pırof. Taşkafa’nın açıklamaları böyle. Doğrusu biz de karar veremedik.

Çocuk da dört yaşını geçti, okutsak mı, okutmasak mı?

Menteşe Belediyesi’nin bu yıl 4.sünü düzenlediği Menteşe Kültür ve Sanat Şenliği baca yakma töreni ile başladı. Törende konuşan Menteşe belediye Başkanı Bahattin Gümüş, “Her kesimden vatandaşımızı bir araya getiren şenliğimizle temel amacımız; değerlerimize sahip çıkmak, yaşam kültürümüzü gelecek kuşaklara aktarmaktır” dedi.

Muğla Müzesi önündeki düzenlenen ve Menteşe Belediyesi Halk Oyunları grubunun gösterisiyle başlayan şenlikte daha sonra Menteşe Belediyesi’nin projeleri, yatırımları ve 4 yıl boyunca yapılan çalışmaların gösterildiği video gösterimi yapıldı.
Ev sahibi sıfatıyla törenin açılış konuşmasını yapan Menteşe Belediye Başkanı Bahattin Gümüş, “En büyük değerimiz olan yaşam kültürümüzü gelecek kuşaklara aktarmak, değerlerimize sahip çıkmak için Menteşe Kültür ve Sanat şenliğimizin bu yıl dördüncüsünü düzenliyoruz. Halkımızdan aldığımız güçle, kentimizin tarihine ve kültürüne sahip çıkıyoruz. Cumhuriyetimizin değerleri, atamızın ilke ve devrimleri ışığında hizmet etmeye, toplumumuzun her kesimiyle iç içe olmaya devam edeceğiz” dedi.
Başkan Gümüş’ün konuşmasının ardından Muğla Zihinsel Engelliler Derneği ve Muğla Engelliler Derneği halk dansları topluluğu gösterisi yapıldı. Şenlik açılışı, baca yakma töreni ve barış güvercinleri uçurulmasının ardından kortej yürüyüşü ve Atatürk anıtına çelenk bırakılmasıyla sona erdi.

Aliağa Belediyesi’nin kültür çalışmaları kapsamında düzenlenen “Uluslararası Aliağa ve Çevresi – Aiolis Bölgesi – Arkeoloji ve Disiplinler Arası Araştırmalar Sempozyumu” ikinci gün oturumları ile son buldu. Uluslararası nitelikteki sempozyuma yurt içinden ve yurt dışından katılan 46 akademisyen bugüne kadar Aiolis bölgesinde gerçekleştirilen arkeolojik çalışmaları katılımcılara aktardı.
Adnan Menderes Üniversitesi‘nin bilimsel desteği ile Hampton By Hilton Otelde iki gün süren sempozyumda yaklaşık 50 bildiri sunuldu. Sempozyuma onur konuğu olarak katılan Kyme Kazılarının Eski Başkanı Antonio La Marca ve İtalya ekibinden 12 akademisyen sundukları bildiriler ile Kyme Antik Kenti’ne ışık tuttu. Kyme’nin yanı sıra Aliağa ve çevresinde bulunan Tisna, Aigai, Larisa, Elaia, Myrina ve Gryneion antik kentlerinde yapılan arkeolojik çalışmalar da akademik platformda katılımcılar ile paylaşıldı. Sempozyuma katılan Aydınlı Heykeltıraş Mustafa Tuncay ise muhteşem Nike çalışması ile hayranlık uyandırdı.

ALİAĞA BELEDİYE BAŞKANI SERKAN ACAR:

“HEP BİRLİKTE TARİHE VE ÜLKEMİZE SAHİP ÇIKACAĞIZ
Arkeoloji dünyasının önde gelen akademisyenlerini Aliağa’da ağırlamaktan büyük onur duyduklarını ifade eden Aliağa Belediye Başkanı Serkan Acar ise şunları söyledi: “Bu dünya hepimizin olduğu gibi Aliağa’da hepimizin. Sizleri burada ağırlamaktan gerçekten büyük onur duyduk. İnşallah önümüzdeki yıllarda daha da büyüyerek hep birlikte tarihimize ve ülkemize sahip çıkacağız. Katılımlarınızdan ötürü hepinize çok teşekkür ediyorum”

Fuaye salonunda akademisyenler ile bol bol sohbet eden Başkan Serkan Acar, sempozyuma katkı sunan tüm akademisyenlere plaket ve katılım sertifikası takdim etti. Aydınlı Heykeltıraş Mustafa Tuncay iki günde tamamladığı Nike çalışmasını, emekli öğretmen Erkan Atalı ise su kabağından yapmış olduğu oyuncak teraziyi Başkan Serkan Acar’a hediye etti.

Düzenli egzersiz ve bilinçli yapılan sporun kalp sağlığını olumlu yönde etkiliyor. Uzmanlar, hareketsiz yaşamın birçok hastalığa davetiye çıkardığını ve kalp sağlığı açısından risk faktörü olduğunu ifade ediyor.

Düzenli ve bilinçli şekilde yapılan egzersiz, kalp sağlığını koruyarak uzun ve kaliteli bir yaşam imkanı sunuyor. Egzersiz yapan bireylerde kan yağı profilinde, vücut ağırlığı, kan basıncı ve kan şekerinde düzelmeler görülürken, hipertansiyon, şeker hastalığı, koroner kalp hastalığı, kemik erimesi, depresyon ve hatta bazı kanser türlerinin gelişme riski azalıyor.

Tüm bu olumlu etkilerine rağmen bilinçsiz yapılan sporun ölümcül sonuçlarının olabileceği kaydeden Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Bahri Akdeniz, ailesinde genç yaşta kalp krizi geçiren veya ani kalp durması olanlar ile 50 yaş üstü kişilerin risk grubunda olduğunu söyledi. Egzersiz sırasında yaşanan ani tansiyon düşmesi, bayılma ve kalp durmasının altında henüz teşhis edilememiş kalp sorunları olabileceğini ifade eden Prof. Dr. Bahri Akdeniz, “Spor sırasında gelişebilen olumsuzluklar ve ani kalp durmasının nedenleri gençlerde daha çok kalbin elektriksel aktivitesi ile ilgili kalıtımsal ritim bozukluğu ve kardiyomiyopati denilen yapısal kalp hastalıkları iken, 50’li yaşlardan itibaren kalp krizi en öenmli neden olarak karşımıza çıkmaktadır. Kişiler hastalıklarını bilmeden spor yapabilir ve hastalığın ilk ortaya çıkışı spor esnasında olabilmektedir. Spor öncesinde esneme ve germe hareketleri yapılmalı, kardiyo egzersizleri ile vücut ısıtılmalıdır. Çünkü ısınmadan yapılan spor, kalpte ani yüklenmeye neden olur. Koroner damar hastalığı olanlarda kalp krizine, ani kalp durmasına neden olarak ölümcül sonuçlar yaratabilir. Spor, yaşa uygun şekilde kalbi yormadan yapılmalıdır” dedi.

SAĞLIK KONTROLÜ YAPTIRIN

Spor yapmak isteyenlerin, herhangi bir kalp hastalığı olmasa bile uzman hekime danışması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Akdeniz şunları söyledi:

Gençler, ortaokul lise çağlarında okul ya da spor kulüplerinde spor yapmaya başlıyor. Bu nedenle aileler, spor hayatının başındaki çocuklarının kalp sağlığını düşünmeliler. Ailesinde kalp hastalığı hikayesi olanlar risk grubu içerisindedir. Kalp sağlığını korumak için haftada 5 gün, 30’ar dakikalık tempolu yürüyüşler faydalı olacaktır. Ancak spor aktivitesini abartmamalı, egzersizler sırasında nefes nefese kalınmamalıdır. Bu durum faydadan çok zarar getirir. Spor yaparken göğüste sıkışma, yanma ve nefes darlığı ortaya çıkarsa spor faaliyeti hemen bırakılmalı ve vakit geçirmeden uzman hekime danışılmalıdır.

Türkiye’nin lider ambalaj üreticisi Sarten Ambalaj’ın, sosyal sorumluluk projesi kapsamında destek verdiği Silivri Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yer alan Matbaa Teknoloji Alanı, öğrencilerin hizmetine açıldı. Sarten, proje kapsamında dünyada en önemli meslekler arasında gösterilen matbaa teknisyenliği için gençlerin gelişimine katkıda bulunacak.

İstanbul Silivri Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde yer alan teknoloji alanı bölümünün açılış törenine Silivri Kaymakamı Ali Partal, Silivri Belediye Başkanı Özcan Işıklar, Sarten ailesinden Kurucu Yusuf SarıbekirYönetim Kurulu Başkanı Zeki Sarıbekir ve Yönetim Kurulu Üyesi Zeren Sarıbekir Güzelbahar katıldı.

Matbaa teknoloji alanının açılış konuşmasını gerçekleştiren Sarten Ambalaj CEO’su Zeki Sarıbekir, matbaacılığın, çağımızın önder mesleklerinin en başında geldiğini belirterek, “Matbaa teknisyenleri bütün dünyada aranan seçilmiş bireylerdir. Bu önemli meslek mensupları, yüksek gelir getiren bir işin sahibi olmakla beraber, kişiye çevresinde haklı bir gurur ve farkındalık yaratır” dedi.

Matbaa atölyesinin Sarten’in mensup olduğu matbaa deneyimi ve yüksek teknoloji birikimi ile destekleneceğine vurgu yapan Sarıbekir, çocukların, meslektaşları arasında en mükemmel seviyede mezun olmaları için üstün gayret gösterileceğini kaydetti. Kompasan firmasının matbaa bölümüne iskemlelerini, Toyoink firmasının matbaa ön hazırlık makinelerini, Huber firmasının iki renkli ryobi matbaa makinesini vererek katkıda bulunduklarına vurgu yapan Sarıbekir, sektörün birleştirici yönüne de dikkat çekti. Sarıbekir, bu önemli sosyal sorumluluk projesine destek veren herkese teşekkür etti.

450 metrekarelik alan üzerine kuruldu

Matbaa bölümü, 450 metrekarelik alan üzerine kurulu, güvenli inşaat tekniği ile yapıldı. Bilgisayarlarla donatılan iki tasarım sınıfına sahip olan matbaa teknoloji alanı, metal ve kağıt üzerine offset baskı tekniği ile baskı yapabilecek makine ve eklerinden oluşuyor. Alan, yüksek teknoloji ile çağdaş matbaa eğitimi verecek. Dersliklerin her birinde 15 adet olmak üzere, toplam 30 adet bilgisayar var. Şu ana kadar 5 kız ve 20 erkek öğrenci olmak üzere toplam 25 kişinin kayıt yaptırdığı matbaa atölyesinde; masalar, raflar, eğitici ve öğretici stantlar, iş güvenliği uyarıcı levhalar, yangın söndürme tüpleri, mürekkep ve kâğıt gibi tüm matbaa malzemeleri mevcut.

ANKARA- Küçük esnafın ve üreticinin haksız rekabet karşısında korunması için Ticaret Bakanlığı tarafından çok önemli bir adım atıldığını belirten TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, “Ticaret Bakanlığı’nın Perakende Ticaret Yönetmeliği’nde yaptığı değişikliği esnaf ve sanatkar camiası adına olumlu buluyoruz. Bu yönetmelik değişikliği sayesinde fiyatı tarife ile belirlenen ürünlerde esnafımız haksız rekabete karşı korunmuş olacak. Zincir marketlerin çok ucuz mal tedariki önlenip yüksek kar marjları azaltılacak” dedi.

“BAZI ÜRÜNLERİN PİYASADAKİ FİYAT FARKININ ÖNÜNE GEÇİLECEK”

Perakende Ticaret Yönetmeliği’ndeki değişikliğin hem esnaf için hem de üretici için sevindirici olduğunu ifade eden Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, “Meslek odalarınca fiyatları tarifeye bağlanan malları satan büyük ve zincir mağazalar, bayi işletmeleri ve özel yetkili işletmeler artık üreticiye ve tedarikçiye tarifedeki azami fiyatın yüzde 85’inden az ödeme yapamayacak. Yapılan değişiklikle büyük ölçekli işletmelerin piyasadaki hakim pozisyonlarını küçük ticari işletmeler ve esnafın aleyhine kullanmasının önüne geçilecek. Bu karar sayesinde esnaf ve sanatkarımızın ürettiği ürünler piyasa değerinin altında satılamayacak. Küçük esnaf haksız rekabet karşısında korunmuş olacak. Fiyatları meslek odaları tarafından belirlenen ürünlerin piyasadaki fiyat farkı fazla olmayacak” diye konuştu.

“DENETİM MEKANİZMASI ETKİN BİR ŞEKİLDE KULLANILMALI”

Bu sistemin sağlıklı bir şekilde işleyebilmesinin denetim mekanizmasının etkin bir şekilde kullanılmasına bağlı olduğunu söyleyen Palandöken, “Özellikle indirim marketlerinin kendi markası ile sattıkları ürünlerin çok ucuza mal edilip yüksek kar marjlarıyla satılmasının önüne geçilecek. Ancak bu yeni sistemin sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi, denetim mekanizmasının etkin bir şekilde kullanılmasına bağlı. Zincir marketlerin ve indirim marketlerinin ödemeleri düzenli olarak denetlenmeli” şeklinde konuştu.

CANDAN ERÇETİN’DEN SEYİRLİK KONSER
Şarkıları ile milyonları peşinden sürükleyen Candan Erçetin, Kerki ve Solfej tarafından düzenlenen Güz Konserleri kapsamında İzmir Kültürpark Açıkhava Sahnesi’nde muhteşem bir konser verdi.

Performansının yanı sıra yıllara meydan okuyan güzelliği ile de herkesi büyülemeyi başaran Candan Erçetin, dillere dolanan şarkıları ile de kendisini dinlemeye gelen misafirlerine tam anlamıyla bir müzik ziyafeti çekti. İki farklı kıyafetle çıktığı İzmir Kültürpark Açıkhava konserinde baştan sonra seyirlik bir şova imza atan Erçetin, enerjisi ile müzikseverlere parmak ısırttı.

Konserinin ilk bölümünde duygusal şarkılarla romantik rüzgarlar estiren başarılı sanatçı, repertuvarına dahil ettiği Fransızca şarkılarla hayranlarına sürpriz yaptı. İlk bölümün sonunda ”Şimdi daha fazla hareket
edeceğimiz, hatta belki de oynayacağımız bölüme geçiyoruz.” sözleriyle kıyafetini değiştirmek için kulisine geçen Candan Erçetin, konserinin ikinci yarısına çıplak ayakla devam etti. Balkan ezgileri ile etkinlik alanını dolduran yüzerce kişiyi coşturan Erçetin bir ara darbukanın başına geçerek ritim şov yaptı. Yoğun alkışları orkestranın takdimiyle kesen başarılı sanatçı kendisine eşlik eden vokalleri ”her birinin farklı işleri var. Kimi sigortacı, kimi hemşire, kimi sağlık yöneticisi… Onlar Cep Sahne Vokal Atölyesi‘nin öğrencileri. Hepsine huzurlarınızda teşekkür etmek istiyorum.” sözleri ile tanıttı.

Yaklaşık iki saat kaldığı sahneden alkışlar arasında inen Candan Erçetin, seyircilerin alanı terketmeyerek tezahüratlarla kendisini sahneye davet etmesi üzerine bir kez daha sahneye geri döndü. ”Demek gitmeye niyetiniz yok. Açıkçası bende pek niyetli değildim. Haydi devam edelim.” diyerek programını yarım saat daha uzatan Erçetin, konserini kıvrak balkan ezgileri ile noktalarken hayranlarını 20 Ekim 2018’de Antalya Konyaaltı Açıkhava Sahnesi’nde vereceği konsere davet etmeyi de ihmal etmedi.

Yaşamın her döneminin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten uzmanlar, bireyin yaşlanırken her dönemden yaralar alarak büyüdüğüne dikkat çekiyor. Uzmanlara göre nasıl yaşlanacağımızı, yaşlandığımızda kim olacağımızı ve nasıl hissedeceğimizi çocukluk, gençlik ve yetişkinlik döneminde yaşadıklarımız belirliyor.*

Birleşmiş Milletler, insanların “yaşlı sağlığı” konusunda bilinçlendirilmesi, yaşlıların sağlık ve sosyal açıdan yaşam standartlarının yükseltilmesine dikkat çekmek amacıyla 1990 yılında aldığı kararla 1 Ekim tarihini Dünya Yaşlılar Günü olarak ilan etti.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İnci Birincioğlu, hayatın önemli dönemlerinden biri olan yaşlılık dönemindeki psikolojik değişimleri anlattı.

65’ten sonra yaşlılık başlıyor
Uzman Klinik Psikolog İnci Birincioğlu, “Psikoloji tarihine baktığımızda; insanın kimlik ve kişilik kavramlarının gelişimi ya da dönüşümü üzerine birçok kuram oluşturulduğunu görürüz. Bu kuramlar insanın doğumundan
itibaren fiziksel olarak olgunlaşmasına paralel olarak, psikolojik ve sosyolojik anlamda da bir takım değişim süreçlerinden geçtiğini varsayar. Yaşlılık kavramı da son 100 yılda ortalama yaşam süresinin uzamasıyla
birlikte, yaş sınırı tartışmalı olan bir konu olsa dahi, 65 yaş ve üzeri dönemi ifade etmektedir ve psiko-sosyal gelişim kuramında insanın yaşamındaki son dönemi ifade eder” diye konuştu.
Hayatımızdaki 8 psikolojik dönem
Amerikalı psikanalist Erik Erikson’a göre; insan yaşamı boyunca sekiz psikolojik gelişim döneminden geçtiğini belirten Uzman Klinik Psikolog İnci Birincioğlu, “İlk yaş ‘temel güvene karşı güvensizlik duygusu’; 1-3 yaş
‘özerkliğe karşı kuşku ve utanç duygusu; 3-6 yaş ‘girişimciliğe karşı suçluluk duygusu’; 7-11 yaş ‘başarılı olmaya karşı yetersizlik duygusu’; 11-17 yaş ‘kimlik kazanmaya karşı kimlik karmaşası’; 17-30 yaş ‘yakınlığa
karşı yalıtılmışlık’; 30-60 yaş ‘üretkenliğe karşı durgunluk’ ve 60 yaş üzeri ise ‘benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluk’; bu dönemlere verilen adlardır” dedi.
Yaşlanırken her dönemden yara alıyoruz
Her dönemin adının bize çift kutuplu bir varoluşsal düzlemi ifade ettiğini ifade eden Birincioğlu, “Yani doğduğumuz ilk yılda psikolojimiz ve kimliğimiz ile ilgili gelişen kısım ‘diğer bir kişiye ve dış dünyaya duyduğumuz güven duygusunun’ oluşma aşamasını anlatmak için ‘temel güvene’ karşı ‘temel güvensizlik’ duygusu şeklinde adlandırılmıştır. Çünkü bu dönemde bebek için önemli olan tek şey annenin varlığı ve bakımıdır. Anne varsa, besleyici ise, psikolojik olarak bebeği ile ‘bir’ haldeyse, bebekte ‘güven’ duygusu gelişir. Bu dönemde annenin vefatı, terki, hastalığı, depresyonu veya

diğer etmenlerden ötürü bebeğine bakım verememesine dair her koşul, çocuğun ‘temel güven’ duygusunda gelişimsel bir problem yaratacak ve bebek yaşı gelip de bir sonraki psikolojik gelişim sürecine geçiş yapsa bile, bir önceki dönemi yaralı ya da yarım olarak tamamlayacaktır. Her dönem üst üste birikerek sadedi oluşturur. Yani kişi yaşlanırken her dönemden yaralar alarak ya da bütünlük duygusuna hizmet edecek şekilde büyür. Nasıl yaşlanacağımızı, yaşlandığımızda kim olacağımızı ve nasıl hissedeceğimizi şekillendiren şey işte bu bahsettiğimiz dönemlerden kişinin nasıl geçtiğidir. ‘Benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluk’ adı verilen yaşlılık dönemi, önceki dönemlerde kişinin nasıl bir hayattan damıtılarak geldiğine bağlı olarak değişmektedir” diye konuştu.
Yaşlanmak, olgunlaşmaktır
Yıllar geçtikçe bedenimizin eskidiğini, yıprandığını ve nihayetinde öldüğünü belirten Uzman Klinik Psikolog İnci Birincioğlu, psikolojik olarak yaşlanmaktan kastın olgunlaşmak olduğunu söyledi. “Deneyim kazandıkça zihin; tüm anıları bir bütün haline getirerek kendini, diğerini ve dünyayı anlamlandırmaya çalışır” diyen İnci Birincioğlu, şunları söyledi:
“Böylece birtakım psikolojik şemalar oluşturarak yaşamımızı şekillendiririz. Zihnimizin yaşadığımız deneyimleri anlamlandırırken nasıl bir alışkanlık benimseyeceği önemlidir çünkü insan zihni dikkatini verdiği deneyimleri belleğine kaydetmekte ve ilişkilendirmektedir. Mesela ‘karamsarlık’ şeması olan bir kişi yaşamda karşılaşacağı her türlü engeli bir cezalandırma; karşısına çıkan sürprizleri ise aslında bir sonraki aşamada gelecek olan bir kötülüğün habercisi olarak görebilir. Bir süre sonra karamsarlık beklentisi gerçekten de kişinin yaşamını karartır. Bu karanlığa maruz kalınca da psikolojik savunmalarımız oluşur, kendimizi ya da başkalarını suçlarız, her yeni günden korkarız, depresyona gireriz ya da anksiyetemizin kardiyovasküler sistemimizi çökerterek fiziksel yaşlanmayı hızlandırmasına sebep olabiliriz. Hayatta kalmamızı keyifsiz ve ya imkânsız hale getiren olumsuz şemalar çok erken yaşlardan itibaren oluşmaya başlarlar. Bu süreçte hem genetik mizaç hem de kişinin nasıl yaşam koşullarına doğduğu rol oynamaktadır. Kimisi genç yaşta bacağını kanserden kaybetse bile çeşitli dernek, sunum, kuruluşlar vasıtasıyla diğerlerine umut olmayı seçerken kimisi hayatında belirgin bir zorluk olmamasına rağmen yataktan çıkamayacak kadar depresif bir hale gelebilir. Bunların tümü kişinin zihinsel şemalarıyla ilişkilidir.”

Psikolojik olgunlaşmanın; yaş aldıkça eskiyen bedenimizin getirdiği fiziksel aksaklıklara rağmen, psikolojik olarak edinilen bilginin ‘bilgeliğe’ dönüştürüldüğü bir kabul süreci olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog İnci Birincioğlu, “Kimimiz yaş aldıkça bilgeleşir, sever ve üretirken; kimimiz immatür (çocuksu) kalır ve mutsuz olur, şikâyet eder ve hem kendini hem de çevresini yoracak şekilde umutsuzluğa kapılır. Bu süreç Erikson’un gelişim kuramındaki süreçlerden kişinin nasıl geçtiği ve hangi zihinsel şemaları besleyerek ‘oluşmayı’ tercih ettiği ile ilgilidir” dedi.

Herkesin içindeki çocuk aynı değil
Uzman Klinik Psikolog İnci Birincioğlu, yaşlılık döneminin ruhsal açıdan sağlıklı geçirilmesi için yapılması gerekenleri de şöyle anlattı:
“Altı yaşından sonra yaşımız kaç olursa olsun, hepimizin içinde yaşı hiç değişmeyen üç ana karakter oluşur; içimizdeki çocuk, yetişkin ve ebeveyn yapılarıdır bunlar. Yaşam sadece yaşlılıkta değil, her gelişim evresinde
kendine has armağanları ve güçlükleri barındırır. Armağanları kabul ederken ve güçlüklere göğüs gererken bu içimizdeki çocuk, yetişkin ve ebeveyn yapılarına adil davranmak, onları dengede tutmak psikolojik sağlık için en önemli değişkendir. Bu yapıların ihtiyaçlarını karşılayabilmek, yapılar arasında adaleti sağlayabilmek, kendimizi ve diğerini sevebilmek, üretmek ve kabul edebilmek için onları tanımalıyız. Herkesin içindeki çocuk aynı değil, yetişkin de öyle. Senin içindeki çocuk kim, ne ister, yetişkin bu istekleri karşılamak için hangi yollara başvurmayı seçer ya da yetişkinin seçtiği bu yollara senin içindeki ebeveyn ne der?
Bütünsel sağlık için çaba şart
Kendini bilmek için okumak, düşünmek, fikir almak ve vermek gerekir. İçsel bütünlük ve dengeyi sağlamak için hem yalnızlığı öğrenmek hem de diğerleriyle manalı vakitler geçirerek sosyalleşmek gerekir. Ayrıca unutmamak da gerekir ki; ‘ruh – zihin – beden’ bir bütündür. Ruhsal bütünlüğümüzle ilgilenirken hem zihinsel hem de bedensel sağlığımıza özen göstermek için çaba göstermemiz gerekir. Ancak bu ruhsal – zihinsel ve bedensel çabayı gösterenler ve gösterdikleri çaba ölçüsünde anlamlandırabildikleri bir yaşlılık geçirirler.”

Satsuma mandalina ihracatında aslan payı Rusya’nın

Türkiye’nin geleneksel ihraç ürünlerinden Sonbahar aylarının vazgeçilmezi, C vitamini deposu, grip ve soğuk algınlığına karşı doğal ilaç satsuma mandalina da, 2018/19 ihracat sezonu 8 Ekim 2018 Pazartesi günü başlıyor.

Ticaret Bakanlığı Batı Anadolu Bölge Müdürlüğü ve Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği tarafından oluşturulan Satsuma Mandalina Hasat ve İhraç Tarihini Belirleme Komisyonu İzmir iline bağlı İnciraltı, Güzelbahçe, Seferihisar, Ürkmez, Gümüldür, Ahmetbeyli, Özdere, Selçuk ile Aydın iline bağlı Davutlar ilçe ve beldelerdeki muhtelif bahçelerde yaptığı incelemeler ve alınan numunelerin İzmir Laboratuvar Müdürlüğünde yapılan analizi sonucunda, satsuma mandalinanın; 4 Ekim 2018 tarihinden itibaren kesimine, 8 Ekim 2018 tarihinden itibaren de ihraç edilmesine karar verdi.

Satsuma mandalina bu sezon 15 gün erken olgunlaştı

Satsuma mandalinanın geçen yıla göre mevsim koşullarından dolayı 15 gün erken olgunlaştığını belirten Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Başkanı Hayrettin Uçak, satsuma mandalinadaki erken olgunlaşma nedeniyle geçen yıl 23 Ekim olarak belirlenen ihraç tarihinin bu yıl 8 Ekim’e çekildiğini kaydetti.

Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği olarak, Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü’ne yaptırdıkları “Ege Bölgesi Narenciye Rekoltesi” çalışmasına göre satsuma mandalina rekoltesinin yüzde 53’lük artışla 110 bin ton’dan 169 bin ton’a yükseldiği bilgisini veren Uçak, “Ege Bölgesi’nin önemli ihraç ürünlerinden satsuma mandalinanın bu yılki kalitesi yüksek. Meyvelerin önemli bir kısmı ihracat için uygun. Ağaçlarda ara meyve tutumunun yüksek olması kaliteli meyve miktarını arttıracağı için hasat periyodunun da uzamasına imkân sağlayacak. Bu da ihracatımızı olumlu etkileyecek. Döviz kurları da ihracatçımızı rekabetçi kılıyor. Bu şartlarda üreticimizin ve ihracatçımızın yüzünün güldüğü bir ihraç sezonu bekliyoruz” şeklinde konuştu.

Bol bol narenciye ürünleri tüketin

Ege Bölgesi Narenciye Rekoltesi’nin bu yıl yüzde 61’lik artışla 688 bin ton olarak gerçekleştiği bilgisini paylaşan Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Hayrettin Uçak, vatandaşlara doğal C vitamini deposu ve şekerin alternatifi olan narenciye ürünlerini tüketme çağrısında bulundu.

Satsuma mandalina ihracatında Rusya açık ara önde

Türkiye, 2017 yılında narenciye ürünleri ihracatından 850 milyon dolarlık döviz elde ederken, mandalina ihracatı 335 milyon dolar ile zirvede yer aldı. Mandalina türleri içinde ise en fazla ihracat 129 milyon 345 in dolarlık tutarla satsuma mandalina da oldu.

Türkiye 2017 yılında 75 ülkeye mandalina ihraç ederken, Satsuma mandalina ihracatında Rusya, 83 milyon 456 bin dolar ile açık ara birinciliğini sürdürdü. Rusya, satsuma mandalina ihracatında toplam yüzde 64’lük paya ulaştı.

Rusya’yı 20 milyon dolarlık tutarla Ukrayna ve 7.5 milyon dolarlık satsuma mandalina ihracatı ile Irak izledi.

Arşivler